23 Kasım 2012 Cuma

The Shawshank Redemption | Esaretin Bedeli

Imdb sıralamasında yer alan en fazla puan almış filmlerin ilk 250 sırasını izlemeyi planlıyordum bir kaç yıldır. Bunun için gerekli ortamı bir türlü yaratamamıştım. Bir süre önce keşfettiğim film sitesi bana bu ortamı sağladı. Filmlerin sadece altyazılı olması muazzam bir özellik. Sitede sadece en iyi filmleri yayımlıyorlar. Bu yüzden Unutulmaz Filmler son zamanlarda rahatlıkla favorim diyebilirim. Bu site sayesinde listeyi kolaylıkla takip edip, filmleri baştan orjinal dille izleyebilirim. Türk sinemasının "gişe filmi" prensibiyle ilerlemesinden aşırı derece sıkılmış bulunmaktaydım. Çoğu film artık bana o istediğim tadı vermiyordu. Şimdi en iyi filmler ile geçireceğim uzun bir zaman var önümde. Filmle ilgili biraz detaya gireceğim izleyecek olanlar için sakıncalı olabilir :)

Daha önce izlemiş olduğum filmlerden olup, 9.3 ile en çok puanı alan Esaretin bedeli filmi ile başladım. Bir çok detayı hatırlamıyordum. Çünkü filmi izlediğim zaman belki liseye bile gitmiyordum :) Filmle ilgili en ilginç detaylardan birisi 1995 yılında 7 dalda aday olup hiç birini kazanamamış olması. 6 Oscar'ı imdb puan sıralamasında 20. sırada olan Forrest Gump filmine kaptırmasıdır. Film gösterime girdiği zaman beklenen başarıyı alamamıştır. Daha sonraları kıymeti bilinenlerden olup, geçmiş en iyi film seçilmiştir. Diğer bir detay ise kitabın orjinalinde Red karakterinin İrlandalı olmasıdır. Filmde Red (Morgan Freeman) İrlandalı olduğunu ama hiç siyahi İrlandalıya rastlamadığını söyleyerek kitaba gönderme yapar :) Siyahi bir İrlandalı yoktur ve tabii ki Red karakteri kitapta siyahi değildir :)

12 Ağustos 2012 Pazar

Presume Coupable | Guilty

Bir çok kişinin belki gözünden kaçırdığı ama çok iyi olan bir filmdir.  Dönemimizin en kötü hukuki hatası anlatılan bu filmde bir ailenin gerçek hikayesi anlatılmaktadır.

Kendi hallerinde yaşayan bir aileyken, işlemedikleri cinsel istismar suçu ile yakalanırlar. Ne kadar anlatmaya çalışsalar bile, bir türlü aksine inandıramazlar. Bir babanın, bir eşin çırpınışlarını Marecaux gözünden çok acı bir şekilde izliyoruz.

Bu olay, insan hakları ve gelişmiş hukuku ile Avrupa'nın parmakla gösterilecek ülkelerinden biri olan Fransa'nın, tarihine hukuksal anlamda leke sürmüştür.

Adaleti sorgulatan bir son ile bütün dramı iliklerinize kadar işliyor. Phillipe Torreton oyunculuğu ile muhteşem bir performans sergiliyor. Mutlaka izlemenizi tavsiye ettiğim bir film.

imdb : 7.2
sinemalar : 7.7

22 Temmuz 2012 Pazar

LOL : Laughing Out Loud

Miley Cyrus antipatisi olan biri olarak bu film fikrimi değiştirmedi aksine daha çok antipati kazanmama neden oldu. Oyunculuğu çok kötü!

Boşanmış ailenin ergen çocuğu olarak karşımızda. Tipik liseli ergen filmlerinden zaten. Sevgilisinden ayrılır, müzisyen olan çocuğa aşık olur, inişler çıkışlar derken doğru düzgün bir sonu bile olmadan film biter.

Filmin sıkıcı olmasıyla klasik bir konuya sahip olması bütünleşince sonunu zor getirdim. 2008 yılı yapımı Fransız filminin tekrar çekimi olan bu film izlemesem bile orjinalini geçemeyeceğine eminim.

imdb : 2.5
sinemalar : 8.9

The Lorax | Loraks

Tamamen plastik bir şehirde yaşayan, 12 yaşındaki Ted'in aşık olduğu kız için gerçek bir ağaç bulmak için uğraşır. Bu sırada Loraks'ın hikayesi ile tanışır.

Grafikler çok keyifliydi. Güldüren yerleri oldu :) Merak ettiğim bir animasyondu. Sonunda izleme fırsatını yakalayabildim.

Diğer rakiplerine göre daha sakin ilerleyen ama altında bolca mesajlar içeren bir animasyondu. Düşük puan almasını sakin ilerlemesiyle, sıkılmış olan kitleden olduğunu düşünüyorum.

Ağaçları yok etmenin sonuçlarını çok daha iyimser bir şekilde vurgulamış. Verilen sözün tutulmazsa sonuçlarına katlanılması gerektiğini anlatıyor. Temiz havanın artık olmamasıyla işi ticarete dökmüş bir kötü adamımız var :) Özellikle çocukların mutlaka izlemesini istediğim bir animasyon. 



imdb : 6.5
sinemalar : 7.2

ATM

Filmin adından ve fragmanından anlaşıldığı gibi olay sadece ATM'de geçiyor. Bu tek mekanlı olan gerilim filmlerinden artık sıkılmaya başladım.

Olay bir parti sonrasında üç arkadaşın para çekmek için ATM'de durmasıyla başlıyor. Dışarıda yüzü görünmeyen adam tarafından dışarı çıkmalarına izin verilmiyor. Çıkan kişiyi ve etrafında gördüğü herkesi öldürüyor.

Film mantık hataları ile dolu ve tamamen zaman kaybıdır. ATM neden bu kadar ıssız bir alanda yer alıyor? Arabayı neden bu kadar uzağa park ettiniz onca boş alan varken? Olaylara verdikleri tepkiler, beceriksizce yangın çıkarma çabaları, su dolan ATM kapısını aralama teşebbüsünde bulunmamaları... gibi sayısız saçmalıkla dolu olan rezalet bir filmdi.

Canınız çok mu izlemek istiyor bu filmi? O zaman ciddi anlamdan harcayacak zamanınız bol demektir :) Kesinlikle uzak durmalısınız !


imdb : 4.8
sinemalar : 6.0

The Amazing Spider-Man | İnanılmaz Örümcek Adam

Örümcek adamın hikayesini bilmeyen kalmamıştır herhalde. Ben artık bu hikayeden sıkılmıştım ve filme şans vermeyi düşünmüyordum. İzledikten sonra memnun bir şekilde ayrıldığımı söyleyebilirim.

Öncelikle ben Emma Stone hayranıyım zaten :) Onun hatırına izlememin payı büyük. Andrew Garfield'ı pek sevmem ama filmde yadırgadığım pek söylenemez.

Örümcek adamı hep bir dramın içinde izlerken, esprili yanından ele almaları hoşuma gitti. Dram tabii ki var ama güldüğüm yerlerin olması ve daha doğal aktarılmasını sevdim.

Sonuç olarak diğer Örümcek adam filmlerinden daha çok sevdiğim kesin. Serinin devamını merak ediyorum. Beklediğimin kat kat üstündeydi. En azından şüphe duyanlara tavsiye edebileceğim :)


imdb : 7.6
sinemalar : 8.9

21 Temmuz 2012 Cumartesi

Silent House | Sessiz Ev

Babası ve amcasıyla göl kenarında olan yazlık evlerini düzenlemek için giderler. Akşam olduğu zaman Sarah sesler duymaya başlar. Bununla birlikte gerilimli sahneler ile devam eder. Sonunda kendiyle ilgili sırları bulacaktır.

Konusu çok klasik olsa bile bu film mutlaka izlenmelidir. Çünkü diğerlerinden ayıran özelliği kesintisiz olarak tek çekimlik bir film olması, yani uzun metrajlı çekilen ilk korku filmi olması nedeniyle önemli bir yere ve ilke sahiptir.

Uruguay'da geçen gerçek bir olaya dayanan bu filmde izlerken farkı hissetmeniz mümkün. Kesilmeden anı anına el kamerasıyla çekilmiş gibi doğal görüntüler ile izliyorsunuz.

Bazılarına sıkıcı gelebilir, bazıları içinse filmde yaşatılan gerilim daha gerçekçi geldiğinden memnun kalabilirler. Elizabeth Olsen filmin altından çok iyi bir şekilde kalkmış. Bundan sonra işlerinin açılacağının garantisidir bu film :) İlk sinema filmi olduğunu eklemekte fayda var!

imdb : 5.2
sinemalar : 7.8

8 Temmuz 2012 Pazar

The Divide | Mahşer Günü

Nereden geldiği belli olmayan bir patlama ile New York yok olur. Bir grup insan binalarının bodrumuna inerek hayatta kalırlar.

Burada kapana kısılmış, açlık, susuzluk gibi bir çok sebeple artık içlerinde olan vahşiliği dışa vurmaya başlarlar.

Tamamen psikolojik gerilim olan bu filmi çok sevdiğim söylenemez. Yer yer sıkıldığım zamanlar oldu. Alışılmış bir konusu olduğu söylenebilir. O yüzden oyunculuklar bakımından konumlandırmak benim için daha doğru bir analiz olacaktır. Bu tarz filmlerden sıkılmaya başladım artık. Oyunculuklar gayet iyiydi. Hatta filmi kurtaran kısımı kesinlikle burasıydı.

Film 2 saat sürüyor. Bitsin diye bir ara dualardaydım :) Sonlara doğru artık nereye bağlayacaklar nasıl bitecek diye meraklandım da konsantre olabildim. Filmin başından beri gözümüzün önünde olan bir detayı bağlayarak bitirdiler. Fena değildi...

imdb : 5.9
sinemalar : 6.5

7 Temmuz 2012 Cumartesi

Men in Black 3 | Siyah Giyen Adamlar 3

Siyah Giyen Adamlar filmini küçükken çok severdim :) 3. filmi geliyor dedikleri zaman merakla bekledim. Yorumlardan çok komik olduğunu hatta serinin en iyi filmi olduğunu okumuştum. O yüzden beklentim gayet yüksek olarak gittim.

Filmi izlerken anlamak için  Amerikan kültürüne yakın olmak ve geçen isimleri tanımak gerekiyor. Bu yüzden herkesin anlayabileceği espriler içermeyen ince dokundurmalar vardı. Bir Türk filmini izledikleri zaman nasıl bizim esprilerimizi ve dokundurdukları kişileri onlar anlamayacaklarsa bizim içinde aynısı geçerli olabilir. Sanırım bir kısmın filmi sıkıcı bulmasının nedeni bu.

Eğer bu seriyi sevenlerdenseniz izlemenizi tavsiye ederim. Filmde geçmişe yolculuk olduğundan tarihi bir olaya da değinmişlerdi. Neil Armstrong'un Ay'a seyahatine bir yandan tanık oluyoruz. Özellikle filmde sonunu bağlayış şekilleri beni memnun etti. 


Jemaine Clement'in canlandırdığı "Boris the Animal" karakteri favorilerim arasındaydı. Grafikler çok ketifliydi. Will Smith ne zaman yaşlanacak çok merak ediyorum :)

My Week With a Marilyn | Marilyn İle Bir Hafta

Colin Clark okulu bırakıp film sektörüne geçiş yapar. The Prince and the Showgirl filminin çekimlerinde bulunan Marilyn Monroe ile izlenimlerini günlüğüne aktarır.

Bu günlükte yazılanlar ile uyarlanan film Marilyn Monroe'nun o dönemde iç dünyasını, kişisel sorunlarını Colin'in gözünden izliyoruz.

Filmin zaman dilimi bir haftalık olduğu için normal filmlerde olan net bir son yok tabii ki. Ayrıca Marilyn'in inişleri çıkışları ile durağan ilerleyen bir şekilde. Bazılarınız için sıkıcı olabilir.

Marilyn Monroe olarak Michelle Williams için çok tartışıldı. Benim düşünceme göre Marilyn Rolü için bir başkası asla oynatılmamalı :) Kazandığı tüm ödülleri sonuna kadar hak etmiş.

Filmin sakin bir şekilde ilerlemesine rağmen psikolojik iniş çıkışları o kadar iyi canlandırmış ki filmin içine girememeniz için gerçek anlamdan bu tarz filmlerden nefret ediyor olmanız lazım. Fragmanından sonra Marilyn Monroe'nun filmden bir bölümünü ekledim. Dans ettiği bu sahne film içinde en unutulmazlar arasında benim için. Marilyn karakterini ne kadar iyi canlandırdığını izlerseniz çok daha iyi anlayacaksınız :)

Sinemalar : 7.6
imdb : 7.1



4 Haziran 2012 Pazartesi

Mirror Mirror | Pamuk Prenses ve Maceraları

Yine pazarlama taktiği ile verilen isim ile karşı karşıyayız :) Once Upon a Time dizisi ile başlayan Pamuk Prenses hikayesinin son durağındayım şimdilik.

Pamuk Prenses ve Avcı filmiyle sürekli kıyaslayıp durdum filmi. Öncelikle çocuklarınızla izleyebileceğiniz tam bir masal filmi olduğunu belirtmekte fayda var.

Kostümler, oyuncular çok iyiydi Pamuk Prenses masalına göre. Dekor çok fazla yapmacık durduğu için hoşuma gitmedi kesinlikle. Masalsı kullanmaya çalıştıklarına eminim ama yine de insan dönemin tüm teknolojilerinden yararlanılmasını bekliyor.

Kurgu olarak çok daha beğendim. Film diğerinin aksine bir şeyler eksikmiş yada bir olayı sadece göstermek için göstermiyor. Diğeri gibi sıkıcı olsa da akıcılık daha iyiydi. Çocukların çok daha rahat izleyeceği türden bir akıcılığa sahipti en azından.

Elma olayını sadece sonda kullanmaları hoşuma gitti. Macera klasik Pamuk Prenses macerasından biraz daha değişikti. Kraliçenin nefreti, alaycılığı çok daha iyi işlenmişti. Hollywood filminin sonunda Bollywood'a bağlaması ilginçti :)

Hala içinde küçük bir çocuk barındıran yetişkinler için iyi bir fantastik filmiydi. Özellikle çocuklar için çok daha iyi bir alternatif olduğunu düşünüyorum.

imdb: 5.7

2 Haziran 2012 Cumartesi

Snow White And The Huntsman | Pamuk Prenses ve Avcı

Büyük umutlarla gittiğim filmden hüsranla ayrılmanın pişmanlığını duyuyorum. Keşke Prometheus filmine şans verseymişim dedim.

Grafikler, kostüm, dekor ve mekan seçimleri ile muhteşem görsellik sunduğu bir gerçek. Sadece bunun üstüne giderek bir şeyler yapılmaya çalışılınca ortaya yavan bir tadı olan kopuk bir film çıkmış.

Charlize Theron her zaman olduğu gibi yine muhteşemdi ama ben daha fazla onu izlemek isterken göremedim maalesef. Kristen'a gelirsek sıradan bir oyunculuk performansı sergiliyordu, aynı Alacakaranlık serisinde olduğu gibi. Pamuk prensesin verdiği masumiyet, umut, neşe Kristen'ın sıkılgan, bezgin mimiklerine kalmıştı sadece.

Film fantastik olabilir ama içinde bariz mantık hataları vardı. Prenses küçüklüğünden beri hücresinde kapalıyken birden çok çevik, hızlı, savaşçı birine dönmesi, savaşabilmeyi bilmesi çok saçmaydı. Avcı köye Prensesi bıraktıktan sonra köyden ayrılır. Bir sonraki sahne tüm köyün uykuya daldığı sahnedir. Kraliçe'nin askerleri saldırdığında Avcı geri dönebilecek kadar yakındı. Ya Avcı çok yavaş yürüyor yada Prenses çabuk uykuya dalabiliyor. Cücelerin şatoya girdikleri sahne faciaydı. Prenses Dük'ün oğlunu öperken bir önceki sahnede, elmayı yedikten sonra avcının öpücüğü ile uyanması aşırı saçmaydı. Karşılıklı saf aşk olduğu için büyü bozulmuyor muydu? Avcı ne alaka şimdi orada!? Askerin arkasından 6 cüce pıtır pıtır yürüyor, askerin ruhu duymuyor. Atın arkasına saklanıyorlar, kimse fark etmiyor gibi bir sürü saçma sahneler vardı.

Replikler az, Kristen ile oyunculuk kötü. Sonunda çıtır Prensesi dul orta yaşlı Avcıya aşık ettiler ya masalın suyunu çıkardılar artık resmen. Ne oldu genç yakışıklı Prense? Sırf bizleri şaşırtacaklar diye ne gereksiz bir değişiklik olmuş böyle.

Film kurgu bakımından çok kötüydü. Oscar için aday olsa olsa ancak kostümlerden, grafiklerden dolayı olur ötesi olursa bile hiç şansı olmadığı kesin. Tavsiye etmiyorum, oturun evinizde izleyin ileride :) Şu puanı verenlere şaşırıyorum şu anda! 9 mu allah aşkına ya!?

sinemalar : 9.0
imdb : 6.9

29 Mayıs 2012 Salı

Alcatraz

Ünlü hapishane Alcatraz'ı çoğunuz biliyorsunuzdur. Dizi burada olan suçluların tahliyesinin aslında öyle olmadığını anlatarak başlıyor.

Suçluların hepsi günümüzde yaşlanmadan teker teker geri dönüyor. Bunu bilen ekibimiz ise hepsini yakalayıp tekrardan hücrelerine kapatıyor. Bugüne nasıl geldikleri ise tamamen muamma gizem-polisiye dizisidir.

 Her bölümde başka bir suçlunun hayat hikayesini izliyorsunuz. İlk başta konusuyla sizi kendinize çekiyor. Çok büyük beklentiler içinde olmadan izlediğinizde sıradan bir polisiye dizisi halini aldığını göreceksiniz.

İlk sezonundan beklenen ilgiyi alamadığı için ikinci sezonu olamayacağı açıklandı. Sonucu beni çok şaşırtmadı zaten ben yazana kadar dizi tarih oldu diyebiliriz :)

imdb : 7.4

29 Nisan 2012 Pazar

The Cabin in the Woods / Dehşet Kapanı

Tüm korku filmi unsurlarını, katillerini düşünün hepsi bu filmde yer alıyor. Ben şu puanı nasıl aldığını düşünüyorum, düşünüyorum ama bulamıyorum. Çünkü gerçekten saçma bir filmdi.

Mantık hataları, olayların bağlanışı, sıradan karakterler ile vasatın ötesine geçemeyecek kalitede. Espriler iyiydi, güldüğüm yerler oldu. Filmin sonundan bahsetmiyorum bile zaten artık. Tam bir vakit kaybıydı benim için. Konu ile ilgili çok net bir şey söyleyemem çünkü bütün filmi anlatmam lazım :) Ondan ona, ondan ona bağlanılmış, konu fazlalığı yaşıyorsunuz.

Efektler, grafikler çok iyiydi. Ortada bir şeyler var ama her şeyi kattıkları için saçma sapan bir şey olmuş. En azından ben filmin sonuna kadar salondaydım, terk edenleri saymıyorum bile :)

imdb : 8.0
sinemalar : 7.6

Babycall / Ölümün Sesi

Eşinden çocuğuyla şiddet gören bir kadının devlete sığınmasını konu alan bir film.  Bu travmatik bir durum olduğundan dolayı anne çocuğunun üstüne fazlasıyla düşüyor. Hatta geceleri kabusla birlikte kalkıp çocuğunun yanında sürekli uyuyacak, dışarı çıkmasına izin vermeyecek derecede.

Sonunda alışveriş merkezinde gezerken bebek telsizlerini görüyor ve satın alıyor. Böylelikle artık ayrı uyuyabilirler nefes alış verişini duyarak. Telsize karışan başka frekanslardan dolayı çığlık sesleri, şiddetli kavgalar duymaya başlar.

Film sakin bir şekilde ilerliyor. Sanki bir kaç klasik gizem-gerilim filmlerini birleştirip sonuca bağlamışlar gibi. Çünkü tüm bu tarz gerilim filminin unsurlarını barındırıyor. Noomi Rapace oyunculuğu ile filmi kurtarıyor. 1,5 saat süren film bazılarına sıkıcı gelebilir. Çok kötü bir film değil ama çok iyi denilecek bir filmde değil. Vakit geçirmek için iyi bir alternatif.

imdb : 5.9
sinemalar : 7.9

Black Gold / Kara Altın

Ben çok sıkıldım klasik Amerikan filmlerinden diyorsanız hala vizyondayken kaçırmamanız gereken bir film olduğunu düşünüyorum. Film 2 saatten biraz fazla sürüyor o yüzden vaktinizin olduğundan emin olun :)

Amerikalıların petrolüne gözünü diktiği ilk zamanların Arabistan'ını anlatıyor. Petrolün bulunmasıyla çıkan anlaşmazlıklar, savaş, örf ve adet gibi Arap kültürüne yönelik bir çok detayı işlemişler.

Film akıcı bir şekilde ilerliyor kesinlikle. Özellikle dikkat ederek izlediğim diğer bir unsur ise taraflı olup olmadığıydı filmin ama öyle değildi. Savaş sahneleri, kıyafetler, dekor, mekanlar ile göz dolduruyordu tek kelimeyle.

Film hakkında çok fazla bilgi vermek istemiyorum çünkü izlenmeye değer güzel bir alternatif olduğunu düşünüyorum. Birbirini tekrar eden benzer yapımlardan iyice sıkıldığım şu günlerde farklı kültürleri, farklı bir olayı izlemek bana ilaç gibi geldi diyebilirim. Imdb puanına bakarsak kesinlikle haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Bunun etkisi olarak ırkçı, dinsel yaklaşımlar olabilir. En azından 7 puanı hak ediyor.


imdb : 6.5
sinemalar : 7.3

Chronicle / Doğaüstü

Kronik yapıdan bahsederken bizimkiler yine Doğaüstü olarak isimlendirmiş. 3 arkadaşın yer altına giden bir çukur bulmasıyla başlıyor her şey. 

Gençlerin artık objeleri hareket ettirebilme gibi bir özelliği vardır. Ne kadar çok güçlerini kullanırlarsa o kadar daha güçleniyorlar. Andrew karakterinin hayatında olan dram gücünü ilk başta eğlence amaçlı kullanırken sonradan nefreti için kullanmaya başlıyor ve kendi arkadaş grubunda sorunlar ortaya çıkıyor.

Filmi bu araların trendi olan el kamerası çekimlerinden izliyorsunuz. Grafikler fena değil. İzlerken biraz rahatsızlık duyabilirsiniz. Film sakin ve akıcı bir şekilde ilerliyor. Size nasıl bu duruma geldiklerini, gereksiz görünen ama aslında sonucu oluşturan detaylar ile işliyor. Film sonlara ulaştığında sürükleyici bir biçimde izliyorsunuz. Bilim kurgu severler için gayet iyi bir filmdi.

imdb : 7.4
sinemalar : 8.0

27 Nisan 2012 Cuma

The Vow / Aşk Yemini

Konusuna göre filme isim verilmesinden vazgeçemiyoruz bir türlü. The Vow maalesef vow dedirtmedi.

Filmin konusunun gerçek bir hikayeden esinlenilmesinin yanında, Rachel'ın akıllardan silinmeyecek "The Notebook" filminin gazıyla, ehh birazcıkta fragmanın kandırıkçılığı ile kanılıp gidilen bir filmdi. Romantik filmlerin prensesi Rachel McAdams için fazla bir misyon yüklenmemişti. Tüm filmi sırtlayan kesinlikle Channing Tatum olmuş.

Filmde anlatılan aşk olması gerektiği gibiydi. Öyle muhteşem, mucizevi bir aşk izlemediğimiz kesin. Filmin sonuna geldiğimizde o yavan tadı ile bitti mi şimdi sorusu aklımdan geçti. Bende bekliyorum hüngür sümük ağlıcam, güzeldi behh nidaları ile salondan ayrılıcam. Filmin adının replikler arasında geçmesi gayet iticiydi. Hala bu espri kullanılıyor mu yahu?

Kısacası vasattın The Vow, iyiydin Channing Tatum...

imdb : 6.5
sinemalar : 6.0

23 Nisan 2012 Pazartesi

Jane by Design

Jane moda dünyasının hayalleri ile yaşayan lise öğrencisidir. Ailesini kaybetmiştir ve sadece abisiyle yaşamaktadır. Abisinin işsiz olması maddi açıdan sıkıntıya girmelerini sağlamıştır. Staj için iş başvurusunda bulunur ve şansına asistan olarak işe girer. Bir sorun vardır. Kimse Jane'in lise öğrencisi olduğunu bilmemektedir.

Orta kalitede olduğunu söylemek mümkün. Alternatifim olmadığı gecelerde uyumadan önce bir bölüm izleyeyim dediğim çerezlik dizilerimden. İçinde mantık hatalarını görmezseniz, Jane'in sürekli dört ayak üstüne düştüğünden sıkılmazsanız uyku bastırdığında mis gibi izleniyor. Çok daha genç (lise öğrencileri gibi) ve modayı seven bir kesime hitap ettiği kesin.

imdb : 6.8

The Awakening / Öbür Dünyadan

Savaş zamanı kayıplar nedeniyle herkes ruhlarda teselliyi ararken, bu durumdan yararlanan sahtekarların oyunlarını açığa çıkartıyordur Florence. Ruhların çocuklara göründüğü şikayetiyle eski bir okuldan davet gelir. Florence daveti kabul eder ama iş beklediği gibi sahtekarlık çıkmayacaktır.

Her zaman olduğu gibi kendine güvenen bir kadının yanıldığını anlatan klasik filmlerden biri. Film bittiğinden beri şunu yazarken bile ben böyle bir film izlemiştim ama hangisiydi etkisinden çatlamak üzereyim. Sonunda küçük bir şaşkınlık veren olay meydana gelir. Çok fazla gerilim-korku filmi izleyenlerdenseniz o küçük şaşkınlığı bile yaşayamamanız mümkündür.

Film çok fazla ağır işliyor. Bu yüzden sıkılma yada filmden beklediğinizi bulamama riskiniz fazla. Korku filmi diye kesinlikle izlememelisiniz :) Beklentinizi düşük tutup, sıkılmayacağınız bir günde izlemenizi tavsiye ederim. Rebecca Hall oyunculuğu ile göz dolduruyordu. Filmin belki de en çekilen kısmı Rebecca sayesindeydi. Benim için ne 8 puanı bırakın 6'yı bile hak etmiyor. Zorlasan 5.5 diyebilirim.



imdb : 6.5
Sinemalar : 8.0

12 Nisan 2012 Perşembe

The Borgias

İkinci sezonunu beklediğim dizilerden birisi daha. Baharda başlayan dizileri daha çok seviyorum anlaşılan :)

The Borgias dönem dizisidir. Vatikanın ilk latin kökenli papasının entrikalar dolu hayatını, zirveye çıkışını anlatıyor. Din açısından düşündüğümüzde en temiz olması gereken yerlerden biri Vatikan dersek eğer ne kadar yanılacağımızı bu dizi ile daha iyi anlamış oluyoruz :)

Borgias'lar tarihte geçen isimdendir. Bu yüzden daha fazla ilgiyle izliyorsunuz. Ayrıca dizide Cem Sultan bir kaç bölümde işlenmekte. Muhteşem Yüzyıl gibi tarihten sapmış ve hoş bir şekilde karşılamadığım bir halde. O ayrı bir konu zaten...

Kısaca komplolar, entrikalar, muhteşem dekoru, kostümleri ile The Borgias izlenmeliktir!
imdb : 7.9

The Killing

The Killing ikinci sezonuna başladı. Benim heyecanla her bölümünü beklediğim nadir dizilerimden birisi :) İkinci sezonu için çatır çatır çatladıktan sonra sonunda başladı. Blogumda bahsetmeden geçemezdim.

Rosie Larsen liseye giden orta halli bir ailenin sıradan en büyük çocuğudur. Bir parti sonrasında kaybolur ve cesedi bir arabanın bagajında gölde bulunur. Olayların bittiği değil asıl başladığı yer burasıdır. Çünkü katilin kim olduğu bilinmiyordur.

İşte burada devreye Sarah Linden girer. Gizem dolu, polisiye olan bu diziyi şiddetle tavsiye ediyorum. Her bölüm ipuçları ile katile bizi daha da yaklaştırırken, Rosie aslında ailesinin bildiğinden bile farklı biridir.

imdb : 7.9

24 Mart 2012 Cumartesi

Californication

Sevdiği kadından 12 yaşlarında kızı olan ama bir türlü evlenmeyi başaramayıp, üstüne birde aldatılan, karı kız düşkünü bir yazarın yaşamını izliyoruz.

Dizi şu anda 5. sezonunda ben daha 3. sezonuna kadar gelebildim :) Cinsel içeriği fazla olduğundan dolayı ailecek izlenebilecek bir dizi değil. Dizide olan Hank karakterinin kendine has bir tarzı var. Bu çapkın halleri tüm kadınları ona çekmeye yetiyor. Bir yandan sevdiği kadını geri kazanma çabaları ile her şeyi mahvetme arasında sürekli gidip geliyor.

Dizi karakterlerinin kendine has özellikleri yeterince güldürüyor. Özellikle gothic kızı Becca ila olan ilişkisi çok başka.

Olayların adamı olan David'i izlemeyen kaldı mı bilmiyorum ama ilgisini çekene tavsiye ederim :) En azından aşağıda olan fragmanına bir göz atın ;)

imdb : 8.4

18 Mart 2012 Pazar

The Good Wife

Politikayla ilgilenen kocasının metresiyle olan görüntüleri basına düşünce tüm gözler Alicia'nın üstüne çevrilir.

İki çocuğu ile basının karşısında güçlü bir şekilde kocasının arkasında durmaya çalışan Alicia kendini evine adamak için bıraktığı avukatlık kariyerine tekrardan dönüş yapar. Dışardan görünen hayatı aslında hiçte öyle değildir. Kocasının kariyerine daha fazla zarar vermemek adına onunla birlikte kalmak zorundadır.

Kendi ve çocukları için çırpınışları yanında her bölüm başka olaylar ve davalar yer almaktadır. Bu tarz dizileri daha çok seviyorum. Sürekliliği daha fazla oluyor ve bölümün sonunda davanın gizemi çözülmüşken biz Alicia'nın çalkantılı hayatına devam ediyoruz

The Good Wife uzun zamandan beri izlediğim bir dizi.  İlginizi çekeceğini düşündüğüm değişik bir alternatif olabilir diye izlemenizi tavsiye ediyorum. Şu anda 3. sezonunda olan bu kadının gücü temalı diziyi, siz dizi canavarlarına sunarım :)

imdb : 8.1

Young Adult

Juno filmini çok sevmiştim. Ellen Page'in oyunculuğu harikaydı zaten. Young Adult onun yazarından çıkınca ee birde Charlize Theron olunca izlenmez mi?

Lise yıllarına ve lise sevgilisine saplantılı derecede duygular besleyen, ergen yazarını anlatıyor.  Tekrardan aşkını yaşamak için kasabasına dönmeye karar veriyor. Lise aşkı evli ve çocuklu olması onun için hiç bir şekilde engel tanımıyor :)

Film boyunca ruh ve davranış hallerinin değişimi çok iyi bir şekilde işlenmişti. Film boyunca çok fazla çıkış bulamıyorsunuz. Muhteşem bir mutlu son beklemenizi gerektiren o romantik komedilerden değil kesinlikle. Tek yönlü psikolojik filmlerini severim. O yüzden çoğu kişi sıkıcı bulsa bile ben severek izledim. Öyle iddialı bir yapım değil. Beklentilerinizi düşürmekte fayda var.

imdb : 6.8
sinemalar : 5.9


6 Mart 2012 Salı

J. Edgar

Amerikan tarihinin en önemli isimlerinden biri olan John Edgar Hoover'ın hayatı anlatılıyor.

FBI'ın kurulmasında ve geliştirilmesinde büyük bir rolü olmasının yanında ölene kadar başındadır. Elinde olan dosyalar ile dönemin tüm başkanlarını bile elinde oyuncak yapabilecek güce sahiptir. Korkulan, sevilmeyen, sırları olan, saygı görülen biridir. Gay olduğunu hiç bir zaman açıklamamıştır bu yüzden filmde bununla ilgili yaşadığı çelişkileri görebiliyorsunuz.

Film boyunca bir türlü konsantre olamadım. Böyle siyasi filmleri izlemekten sıkılmam ama bu gerçekten sıkıcı çok durgun bir filmdi. Karakteri çok güçlü göstermenin yanında antipati oluşturabilecek unsurlarda vardı. Ortada olan dedikodulara göre böyle güçlü bir adamı inceden karalamaya çalışmak ne kadar doğru bilemem.

Filmin sonlarına geldiğinde asıl dikkatimi topladım. 2 saat sürdüğünü düşünürsek artık nasıl uyumamak için debelendiğimi düşünün :) Film özellikle makyaj, mekan seçimleri, dekor, kostüm konusunda başarılıydı. Yaşlılığı ve gençliği arasında mekik dokuyan filmlerden biriydi. One Day filmi gibi detaylar ile zenginleştirmeden 2 saati olmasına rağmen kopuk bir şekilde olayları bağlamışlardı. Filmin 6.9 puanını almasına inanamadım resmen :)

imdb : 6.9
sinemalar : 6.1

Dream House / Korku Evi

Uzun süre listemin bir köşesinde bekleyen bu filmden pek umudum yoktu. Düşük beklentiler içinde izlediğim için film bittiğinde memnun bir şekildeydim.

Silesiyle daha fazla vakit geçirmek ve kariyerine yazar olarak devam etmek için işinden ayrılan adamın hikayesini anlatıyor. Film ilerledikçe bu işin içinde ne iş var gibi sorularla filmin sonuna kadar gizemini koruyor. Korku filmi değil kesinlikle. Daha önce örneği olan ama en azından akıcı olarak izlemenize izin veren türden. Oyuncular zaten yeterince iddialı isimler olunca filmi bir yerden mutlaka kurtardıkları kesin.

Son sahnelere geldiğinde insanı bir hüzün, bir vah vah nağmeleri sarıyor :) Bu tarz filmleri sevenler için son zamanlarda olan kötülerin en iyisi olarak tabii ki tavsiye edebilirim :)

imdb : 5.7
sinemalar : 6.5

2012 / 84. Oscar Ödülleri


Geçtiğimiz hafta Oscar ödülleri düzenlendi. Yazmak için çoook geç kaldım biliyorum :) Bir iki cümle yorum yapmazsam çatlardım zaten.

25 Şubat 2012 Cumartesi

The Muppets

Muppetlar aramıza döndüüü :) Filmi heyecanla beklemiştim. Ara ara sıkılarak izlediğim, ara ara güldüğüm oldu :) Karakter ile özdeşleşen bazı hareketler yoktu. Yenilenmiş haliyle izledik.

Film içinde zaten Muppetlar'ın unutulmasıyla ilgili yakınma var. Bu film ile geri dönüş sağlayabilir mi bilmiyorum ama izleyiciyi eleştirdiği kesindi :) Bir sürü konuk oyuncu vardı. Her an her yerden biri çıkabilir diye bekliyorsunuz zaten. Miss Piggy kesinlikle muhteşemdiiii !! :) Özlemişim tabii ki. İzlediğime pişman değilim :)

imdb : 7.9







Like Crazy

Felicity Jones ve Anton Yelchin muhteşemdi bu filmde. Blue Valentine filminin bir değişiği gibiydi.

Yine konumuz aşk tabii ki :) Birbirlerini deli gibi sevdikleri için Anna tüm yazı Jacob ile geçirmek uğruna öğrenci vizesinden olur İngiltere'ye dönmek zorunda kalır. Yaptıkları bu hata yüzünden ülkeler arası bir ilişki yürütmek zorunda kalırlar. Bu zorunluluklar öyle bir hal alır ki çabaladıkça birbirlerinden uzaklaşmaya başlarlar.


Filmi çok beğenerek izledim. Oyunculukları sayesinde filmden kopamıyorsunuz zaten. En çok filmin sonunu sevdim. Konuşmadan o an daha ne kadar güzel ifade edilebilirdi bilemedim :)


imdb : 6.8
Sinemalar : 5.9


The Woman in Black

Daniel Radcliffe için önemli bir filmdi. En azından kendi adıma konuşursam Harry Potter'dan sonra oyunculuğunu görmek istiyordum. Çok aman aman bir oyunculuk sergilemiyor hala tabii :)

Film teee ben 1 yaşındayken 89 yılında çekilmiş bu günümüz versiyonu :) Filmin sonuna kadar meraktan çatlaya çatlaya acaba ne olacak dedim ama çok klasik korku filmi olduğu için şaşırtan bu kısımı oldu asıl. Sonu benim için yetersiz bir şekilde kötü bitti. İlk filminin çekildiği zamana bakarsak evet o zaman için gayet iyi bir filmmiş. Korku filmi sever olarak bu sürekli aynı filmlerden çooook sıkıldım. Son zamanlarda olan berbat filmler arasında en iyi korku filmi olduğu gerçeğini değiştirmez tabii. İzleyebilirsiniz :)
imdb : 7.1








Blue Valentine / Aşk ve Küller

Film uzun zamandan beri aklımdaydı anca izleme fırsatı bulabildim. Çok muteşem bir film değildi ama söylenildiği gibi sıkıcı, kötü bir film kesinlikle değildi. Sanırım herkes kendinden parçalar aramış sorun burada :) Hüzünlü bir film ve bittiğinde o hüznün sizi nasıl ele geçirdiğini hissediyorsunuz.

Geçmiş ve gelecek arasında aynı hızda bir köprü kurulmuş. Türkçe isminde olduğu gibi aşkın çıkışıyla kül oluşu arasında aynı hız var yani birbirlerinden vazgeçmeye başladığında geri dönüş yapıp aynı şekilde nasıl aşkla bağlandıklarını izliyorsunuz. Bence bir ilişki yada evlilik analizi olarak güzel bir film.

Kişisel olarak filmin bende yarattığı etki başkaları için ne kadar değişirsen değiş dönüp dolaşıcağın yer yine kendin oluyorsun. Aşk biter, sevgi kalır, alışkanlık artar. Değişmeni gerektiren yada olduğundan farklı olmanı gerektiren tüm sebepler ortadan kalkınca ilişki çöküntüye uğrar. Aşkın gözü kördür derler ya o misal işte görmediklerini görmeye başlarsın. Batmayanlar batar gibi liste uzaaaar  gider. Kısaca aşk ve ilişkiler üzerine bence çok doğru duyguları barındırıyor. Ben sevdim filmi...


imdb : 7.6
Sinemalar : 6.6

19 Şubat 2012 Pazar

We Need to Talk About Kevin / Kevin Hakkında Konuşmalıyız

Çok ilginç bir filmdi. Çünkü her zaman izlediğimiz katil filmlerinden farklı bir bakış açısı vardı. Ödüllü romandan uyarlanan filmde oğlunun katil olduğunu öğrenen bir annenin yaşadıklarını anlatıyor.

Çok fazla istenerek aralarına katılmayan Kevin ile ailesi arasında olan kopuklukları film boyunca izliyorsunuz. Davranışları zaten bu çocuk psikopat olacakmış belliydi dedirtiyor :) Ailesinin görmezden geldiği bir çok davranış, sevgisizlik çok iyi bir şekilde işlenmiş. Annenin utancı, çevresel baskı, yaşama tutunma ve toplumda kabul görme çabasını size ince ince işliyor.

Tilda Swinton ve özellikle Ezra Miller göz dolduruyor film boyunca. İzlediğime pişman olmadığım bir film daha kesinlikle. Tavsiye ederim !

imdb : 7.7
Sinemalar.com : 6.0




The Iron Lady / Demir Leydi

Filmi izlemeden önce Margaret Thatcher hakkında bir iki yazı okudum en azından tam olarak nasıl birini izlediğimden emin olmak için yaptığı işlere baktım. Özellikle biyografi filmlerini çok severim. Çok daha fazla akılda kalıcı olmasını sağlıyor. En azından okuduklarımı görsel olarak pekiştirdiğim için  kolay kolay Margaret Thatcher'ı unutmam.

Filmde çoğu detaydan bahsedilmemesine rağmen geçmişle günümüz arasında gidip gelmesini, olayların akışını, yaşlılığını, yalnızlığını, hırsını anlatışı yani her detayıyla çok iyi bir filmdi.

En önemlisini zaten Meryl Streep halletmişti. Muhteşem oyunculuğu ile politik filmleri sevmeyen bile olsa ilgiyle izleyebileceğini düşünüyorum.

Meryl Streep bu film ile Oscar'ı 3. kez hak ettiğini bir kez daha kanıtlamış oldu. Mutlaka izlemeniz gerektiğini düşündüğüm bir film. Filmin puanı neden düşük onu anlamış değilim :)


imdb : 6.3
sinemalar.com : 5.9

16 Şubat 2012 Perşembe

Underworld Awakening / Karanlıklar Ülkesi Uyanış

Underworld serisine bayılırım ben :) O yüzden bu filmi kaçırır mıyım hiç? Tabii ki hayır! 3D olarak pek bir numarasını görmüyorsunuz filmin.Başladığı andan itibaren aksiyon sizi hiç bırakmıyor. Gözünüzü ayırmadan full konsantre izliyorsunuz.

Selena, Michael'ı bulma çabasını izliyoruz. En sevdiğim yanı yıllar sonra seri devam ettiği için filmin başında kısa görüntülerle tüm hikayeyi anlatmasıydı.

Kate çok başarılı bir iş çıkarmıştı. Benim için en önemli kusur Selena'nın sedefli rujuydu. Film boyunca dudağında bariz ruju görmek hiç inandırıcı değil ve benim için en önemli kusurlardan. Hayır arkadaşım hangi ara sürüyor onu bu kadın, kokoş vampir mi Selena yani, ne gerek vardı doğal haliyle bıraksaydınız ya eski filmlerinde olduğu gibi !

Serinin devamını tabii ki sabırsızlıkla bekliyorum. Bir çoğunun yorumuna katılıyorum serinin en iyi filmi bu olabilir. Filmde olan çocuk hani derler ya evlat olsa sevilmez diye :)) Filmi izleyenler anlayacaktır :) Saldırı haline geçtiğinde o surat nedir yahu! Makyaj çok iyiydi :) Tavsiye ediyorum izlemelisiniz :)


imdb : 7.1
sinemalar.com : 7.4

The Secret Circle

16 yaşında olan Cassie annesi öldükten sonra mecburi olarak annesinin büyüdüğü kasabaya yani anneannesinin yanına taşınmak zorunda kalır. Bu taşınma onun hayatını zaten yeterince değiştirmişken birde cadı olduğunu öğrenir.

Fantastik olan bu dizi ilk bölümlerde fena değildi izlettiriyordu. Sonra iyi bir çıkış yakalayıp iyice saçmalamaya başladı :) Dizi henüz 1. sezonunda ve 14 bölümü var. Saçmalıklar silsilesi düzeltildiği zaman aslında tutma potansiyeli yüksek bir dizi. Eğer düzeltilirse...

Genelde ilk sezondan bir dizinin puanını vermem. İkinci sezondan sonra ancak taşlar yerine oturmaya başlıyor. Daha çok liseli gençlere hitap ettiğini düşündüğüm bir dizi. Yine de bir şans vermek isteyenler için çerezlik bir alternatif olabilir.

Afişte olan mimiğe çoğu zaman maruz kalabiliyorsunuz. Cassie rolünü oynayan Britt Robertsen dudaklarını ileri itip şaşırmış gibi baktığında terlikle ağzına çarpasım geliyor. O geldikten sonra arkadaşlar arasında olan bütün dengeleri bozmasına rağmen hala kanatsız melekmiş gibi göstermeleri insanı bazen çileden çıkartabiliyor :) Tabii birde bu 6 çocuğun aileleri nasıl bu kadar denk getirmişlerde hepsi aynı anda doğum yapmış. Çocukların hepsi aynı sınıftalar :) Ayrıca dizi bana biraz The Vampire Diaries çakması gibi geldi :)

imdb : 7.5

10 Şubat 2012 Cuma

War Horse / Savaş Atı

Bu filmi izlemeye üşeniyordum açıkçası. Sonunda izledim :) Film 2,5 saat sürüyor. Benim için film su gibi aktı diyemeyeceğim türdendi.

Film bana bilmem hatırlar mısınız Siyah İnci diye bir film vardı. Sahibiyle güçlü bağı olan özgürlüğüne düşkün bir atı anlatıyordu. Biraz onu anımsamadım değil yani :) Eee tabi Steven Spielberg işin içine girince farklı bir şekilde savaşı yansıtmış bize.

At sembolik olarak olayların içindeydi bana göre. Diğer detaylar ile zenginleştirilmişti film. İşin içine savaş girince ben çok daha başka düşünüyordum filmi açıkçası. Savaş atı olarak çok şanslı, iyi bir at vardı karşımızda. O yüzden beni çok fazla içine çekemedi.

Genel olarak iyi bir filmdi. Muhteşem diyemeyeceğim. Bazı yerlerde vurgulamak için kullanılan ışıklandırmalar bizi rahatsız etti ve filmden kopmamızı sağladı. Dönüp onun hakkında konuşmaya başladık. Güldürdüğü yerler oluyor ama filmin içinde konuların bağlanışıyla ilgili eksiklikler var gibi geldi. Bazı detayları keşke gösterselerdi sadece lafta kalmasaydı. Mesela Emilie karakterinin başına tam anlamıyla ne geldiğini merak ettim açıkçası.

imdb : 7.3
Sinemalar : 6.5

9 Şubat 2012 Perşembe

Extremely Loud and Incredibly Close

Jonathan Safran Foer'in kitabından sinemaya uyarlanan filminin afişinde yazan Tom Hanks, Sandra Bullock yazısına aldanmayın tüm yük minik oyuncumuz Thomas Horn'un omuzlarında. Hugo filminin başrol oyuncusu Asa Butterfield'e kapak olacak kadar muhteşem bir oyunculuk sergiliyor film boyunca!

11 Eylül olayında babasını kaybeden 9 yaşındaki çocuk bir gün babasının odasında anahtar bulur ve bu anahtarın nereye ait olduğunu bulmaya çalışırken yaşadıklarını anlatıyor. Bu sırada tüm hayal kırıklıklarını, hırsını izlerken duyguları nasıl güzel size ince ince işliyor anlatamam! Klasik bir son beklemeyin çünkü film sizi zaten çok başka yerlere götürüyor.

Son zamanlarda izlediğim en iyi filmlerden olduğu kesin. Şiddetle tavsiye ettiğim nadir filmlerden :) En iyi film dalında Oscar'a aday olan bu film diğer adayların karşısında benim favorim. Sadece Moneyball ve War Horse filmini izlemedim onları da yarın izlemeyi planlıyorum. Böylelikle çok daha kesin bir şekilde adaylar hakkında yorum yapabileceğim.

En iyi yardımcı erkek rolüyle aday olan Max Von Sydow çok başarılıydı. Film çok başarılıydı. Konu, ilerleyişi, işlenişi, olayların yön değiştirmesi herşeyiyle bayıldım tek kelimeyle.

imdb : 6.4
Sinemalar : 5.9

6 Şubat 2012 Pazartesi

Shame / Utanç

Cinsellik üstüne kurulmuş bir yaşamı olan baş karakterimizin kız kardeşi yanına geldikten sonra hayatı tamamen değişir.

Evden işe, işten eve bir hayatı vardır. Cinselliğe aşırı düşkün olan New York'lu, kariyer sahibi, orta yaşlı bir adamın dramını anlatıyor. Filmin çok fazla puan alması dikkatimi çekmişti. İzledikten sonra bizim kültürümüze çok uzak olan bu yaşam tarzı için değil ama karakterin işlenişi, ve oyunculuk bakımından film çok iyiydi. Michael ve Carey çok başarılı bir iş çıkarmış.

Cinselliğin ne kadar hayatı yüzeyselleştirdiğine, insanların yalnızlaştığına, evliliklerin tek eşli sürmediğine ve evlenmenin günümüzde anlamsızlıştığına dikkat çekiyor.

Cinsellik üstüne konu olunca filmde cinsel unsurları fazlasıyla izliyorsunuz zaten. O yüzden öyle oturup ailecek izlenilecek bir film kesinlikle değil :)

imdb : 8.0
Sinemalar : 5.9

4 Şubat 2012 Cumartesi

Happy Feet 2 / Neşeli Ayaklar 2

Animasyon filmlerini izlemeyi çok severim. Bu blogu açtığımdan beri izlememişim hiç :)) Neşeli ayaklar'ın ilk filmini çok beğenmiştim, o yüzden ikincisine gitmekte sakınca görmedim. 3D gözlüklerinden sıkılan sadece ben miyim? Çok sıkılıyorum ve filmin bir kısmını gözlüksüz izliyorum darallar basıyor bana :)

Bu film beni pek sarmadı. Evet neşeliydi :P Evet detaylar çok iyiydi, bir kaç yerde gülüyorsun falan ama ilk filmi kadar beni eğlendirmedi. Sanırım shrek gibi işin içine çocuklar girince klasikleşen çocuk sorunlarına yönelmeleri beni sıkıyor.

Favorim tabii ki Sexy Back şarkısıyla dans eden penguenlerdi zaten fragmanında gösteriyor :))

imdb : 5.9
Sinemalar : 6.5

The Vampire Diaries 3. Sezon 13. Bölüm

Son bölüm muhteşem değil miydi?

İşler daha sarpa sardı resmen. Anneyi uyandırmaları hiç iyi olmadı. Durduk yere neden Mat ile Elena'yı öne sürdüler yoksa ilerleyen bölümlerde böyle bir durum mu yaşanacak :S

Klaus ve ailesi bakalım bundan sonra nasıl belalar saracak başlarına :)

Supernatural 4. Sezon 6. Bölüm

Şu diziyi izlerken çok keyif aldığım 5. Sezona kadar iki bölüm var sadece :)

Bunlardan biri 3. Sezon 3. Bölüm! Hani şu kaybetmediğin sürece şans getiren tavşan ayağı mevsuzu :) Çok iyidi gerçekten o bölüm :))

İkincisi kesinlikle 4. Sezon 6. Bölüm! O da Dean'in hayalet hastalığına yakalanıp herşeyden aşırı derece korktuğu bölümdü :)) Özellikle dizinin sonunda kamera arkası şovu harikaydı :) O anı izlemek için video konunun devamında :)

Geliyorum geliyozum az kaldı 7. sezonaaaa :)

Not: Gülümse senin yüzünden Dean hastası bişi oldum çıktım !! :))


The Descendants / Senden Bana Kalan

Filmi merak etmiyordum bu kadar adaylıktan sonra dedim bunda iş var herhalde izle bakalım :)

Çok değerli toprağı satışa çıkaran sahibinin karısı kaza geçirir. Bu kazadan sonra iki kızıyla olan ilişkilerini düzeltmeye çabalamasını anlatıyor. Ortaya bazır sırlar çıkınca hayat hiçte düşündüğü gibi ilerlemiyor karakterimiz için.

Konu olarak güzeldi ama muhteşem diyemem. Oscar adaylığına bakarsak en iyi film ve en iyi erkek oyuncu olarak rakiplerine göre fazla şansı olduğunu zannetmiyorum. Bende o tadı, bırakmadı maalesef...

imdb : 7.7
Sinemalar : 6.0

Gossip Girl 5. Sezon 13. Bölüm

Gossip Girl 13. Bölüm aşırı heyecanlıydı :) Blair'in düğünden neden kaçtığını acayip merak ediyordum bu bölüm sonunda geldi çattı ve öğrenmiş olduk.

Açıkçası ben Blair'in gelinliğini hiç beğenmedim :)) Prens ise sağ gösterdi sol vurdu. Dan ortalığı karıştıracak bir harekette bulundu. Bir sonraki bölümü çooook merak ediyorum :)

Kaçak gelin ne yapacak, Dan ile Serena ne olacak, Chuck ile Blair tekrardan bir araya gelebilecekler mi, Serena ile Nate birbirlerine mi kalacak gibi olaylar zincirinin cevaplarını bekliyoruz :)

29 Ocak 2012 Pazar

The Girl with the Dragon Tattoo / Ejderha Dövmeli Kız

Ejderha Dövmeli Kız filminin Alman yapımını yıllar önce izlemiştim zaten 3 filmi var... Seri Amerikan yapımı ile tekrardan başladı. Filmi ve konusunu çok iyi bildiğim için izlerken hafif sıkıldığım oldu :) Filmleri tekrar tekrar izlemeyi seven biri olmamamdan kaynaklanıyor.

Bu sefer sadece Rooney Mara için izledim malum Oscar adayı kendileri :) Hiç bir şekilde pohpohlamama gerek yok... Film, karakterler, konu bakımından en sevdiklerim arasında olduğu kesin. İzlerken Naomi Rapace ve Rooney Mara karşılaştırması yaptım daha çok. Oyunculuk bakımından çok bir fark göremedim. Rapace zaten bir çok ödülü topladı zamanında.

Rooney bence işin kaymağını yedi sadece :) Zaten kitap olarak, film olarak yankı yaratmış bir filmde oynamak ballı bişi :)) Ona sadece oyunculuğunu kullanmak kalmış ve adaylığı kapmış. Güçlü bir aday olarak maalesef görmüyorum kendilerini filmi izledikten sonra. Çünkü benim için ne eksik ne fazlaydı...

Filme gelince izlenmesi gereken bir film. Gizemi, oyun içinde oyunu seviyorsanız ki ben çok severim :) Mutlaka bu filmi bir şekilde izleyin derim. Tabii izlemeyenler için :) İlk önce Alman yapımını izleyin derim. Benim favorim o hala :)

imdb : 8.2

Carnage / Acımasız Tanrı

Acımasız Tanrı filmini pek beğenmedim. Özellikle bir kusma sahnesi vardı görmeyin gitsin yani :)) Uzuuun uzun bir sahne. Temizlenmesine kadar gidiyor. Ben öyle çok iğrenen biri değilim ama iğrenenler için felaket bir sahneydi :)

Film oğulları arasında olan anlaşmazlık sonucu iki ailenin medeni bir şekilde orta yolu bulma çabasıyla başlıyor. Diğer aile bir türlü evden çıkamıyor. İlk başlarda medeni bir şekilde konuşurken sonra kimse çocuklarına toz kondurmamaya başlıyor. Hakaretler başladığında eşlerin kendi aralarında olan kişisel problemleri dökülüyor. Sonra eşler birbirlerini destekliyor, sonra erkekler erkekleri, kadınlar kadınları destekliyor derken bir gün içinde olabilecek her türlü ruh değişimini bir oda içersinde yaşatıyor size :)

Yaklaşımı güzel evet ama ben pek gülmedim :)  Orta karar bir filmdi benim için. Hani o sonucu olmayan bir odada sadece seri muhabbetlerle geçen filmlerden işte :)) Roman Polanski filmlerini severim genelde ama bu film favorilerim arasında olmadığı kesin :)

imdb : 7.5


28 Ocak 2012 Cumartesi

2012 Oscar Adayları


2012 Oscar adayları açıklandı. 26 Şubat gecesini hem kırmızı halı yönünden hem de ödüllerin kimin alacağı yönünden merak ediyorum :) Filmlerden çoğunu izledim zaten ama bu hafta eksiklerimi tamamlamaya bakacağım bulabildiklerimden. En azından ödüller alındığında kimin neden aldığını bileyim değil mi ? :)) 

23 Ocak 2012 Pazartesi

The Tunnel / Tünel

Açıkçası bu filmi nasıl kaçırdığımı bilmiyorum!! Sonunda doğru düzgün bir korku filmi izleyebildim hatta tadı damağımda kaldı :))

Sydney şehrinin altında yer alan tünelin yapımı bir anda devlet tarafından durdurulur. Hatta üstünü kapamaya çalıştıkları bir şeyler vardır. Bunun üstüne kariyeri bitme tehlikesiyle karşılaşan gazetecimiz kendine bir takım yollar arasa bile o tünele bir türlü giremez. bu konuyla ilgili hep engeller ile karşılaşır. Sonunda 4 kişilik bir ekiple o tünele girerler...

Kurtulan kişiler filmde aralarda girip olayın geldiği noktayı anlatıyor. Ayrıca tünelin kamera görüntüleri dışardan olarak bize yansıyor. Eee tabi gazetecilerimiz tüm olayları kaydediyor.

Filmin sonunda asıl ilginç olan bu olayın gerçek olmasıdır !! Devlet ve polis bir şekilde görüntüler olmasına rağmen yetersiz delillerden dolayı araştırmayı sonlandırmış. Kaybolan arkadaşlarının ceseti hiç bir şekilde bir yerde bulunamadı. Tünelin içinde olan o "şeyin" ne olduğu hala bilinmiyor. Beni asıl etkileyen sonunda yer alan bu ve diğer yazılardır.

Filmin puanı çok düşük ama bana göre çok daha yüksek bir puana sahip olması lazım. İlk başlarda yavaş bir şekilde ilerliyor film sonlara doğru hızlanıyor ve sizi germeye yetiyor. Sonda yazan bu yazılar ise ohhhh tadından yenmiyor hafif tırsmaya başlıyorsunuz. Tavsiye ettiğim bir gerilim filmi, altta olan fragmanı izlemeyi unutmayalım ;)
imdb : 6.0

22 Ocak 2012 Pazar

Melancholia / Melankoli

Film iki kardeşi, iki bölümde anlatıyor. Justine bölümü beşeyle başlayan gece ilerledikçe morallerin düşmesine neden oluyor. Gelinin ailesinde olan gerilim, patronunun düğünü olmasına rağmen iş için sıkıştırması, ablasının kocasının düğünün kusursuzluğu için itelemesi, sığınacak yer aradığında anne ve babanın samimiyetsizliği derken Justine karakterinde melankoli'nin ilerlemesine sebep veriyor. Düğünü umursamıyor ve olaylar gece içinde cinsel anlamda başka biriyle olmasına kadar karışık bir hal alıyor. Sonunda terk ediliyor...

Claire bölümüne diğer kardeşe geçtiğinde Justine'nin kronik depresyonu hafiflemeye başlar. Kocasıyla mutlu denebilecek bir evliliğe sahiptir. Kardeşinden nefret ettiğini söylese bile en çok yanında olan ve ona sahip çıkan yine Claire'dir. Melankoli gezegeninin dünyaya çarpmasına 5 gün kalmıştır. Claire bunun yüzünden panik ataklar geçirmektedir. Bilim adamı olan kocası dünyaya çarpmayacağını aksine yanından geçip gideceğini söylemesine rağmen rahatlamaz.Dünyanın sonu biri için kurtuluş diğeri için yıkımdır.

Film yine herkesin izleyemeyeceği türden bir filmdi. Bir çok kişi sıkıcı ve anlamsız bulabilir. Benim için iyi bir filmdi. İki farklı hissi, iki farklı düşünceyi bir kardeşte birleştirmek, oyunculuklar ve görsellik ile tamamlanınca güzel bir film ortaya çıkmış. Yine ilginç bir Lars Von Trier filmiydi... Charlotte Gainsbourg ile Kirsten Dunst'ın oyunculuğu yabana atılacak türden kesinlikle değildi.

Sinemalar.com : 6.2
imdb : 7.4

The Artist / Artist

Filme başlamadan önce çok tedirgindim. Siyah beyaz film izlemeyi severim zaten ama hiç konuşmadan çekilmiş siyah beyaz bir filme ne kadar dayanabilirdim bilmiyordum :) Ayrıca eski filmlerde olan görüntüyle saniyede 22 kare ile izlediğimiz bir film :)) Üstüne Fransız filmi denilice düşünün artık bir çok kişi için sıkıcı öğelerin hepsi burada gibi :))

Film başladığında ilk 5-10 dk korkmaya devam ettim sonra filmin akışına kendimi nasıl kaptırdığımı fark ettim. Gülümseten sahneleri vardı, sanki yeni çekilen bir film değilmiş, önemli bir klasiği izliyormuş gibi...

Hollywood'un çok ünlü sessiz film aktörünün sesli filmler ile inişini, şans eseri ünlü olan aktristin sesli filmler ile çıkışını izliyoruz. Aralarında olan sonsuz bağ ve tesadüfler ile birbirlerinden kopamamalarını anlatıyor. Film boyunca keşke konuşsalarmış dediğim hiç bir yer olmadı. Çok güzel bir şekilde duygular verilmiş!

Herkesin izleyebileceği ve herkese hitap eden bir film kesinlikle değil. Film evet güzel, sıkmıyor, izlettiriyor ama yeni bulunan bir şey değil. Bunlar zaten daha önce vardı :)) Oscar adayları açıklandıktan sonra seçeneklerde alternatif ararım çünkü günümüzde benim için konusuyla, konuşmalarıyla, oyunculuklarıyla farklılık yaratmış olan bir filmi tercih ederim. Konu olarak çok değişik aman aman dedirttirmiyor. Klasik aşk filmlerinden sonuçta :)

Jean Dujardin Oscar ödüllerini zorlayacak gibi görünüyor, oyunculuğu gerçekten iyiydi. Ben bu filme büyük rakip olarak The Tree of Life filmini veririm. Hatta bir kaç adım önde görürüm. Çok az konuşmanın olduğu, görsel ve duygusal olarak zengin bir şekilde anlatan film. Evet renkli, evet günümüz teknolojisi var, benim için en önemli farkı konusu. Bir babayla çocuklarının arasında doğumundan başlayan süreci muhteşem bir şekilde anlatmış. Klasik bir aşk hikayesini günümüz sanat filmi olarak, eski teknikler, iyi bir kadro ile allayıp pullayıp önümüze sermek benim için kandırıcı unsur değildir kesinlikle.

Sinemalar.com : 5.9
imdb : 8.5