29 Eylül 2011 Perşembe

True Blood | 4. Sezon 12. Bölüm


True Blood dizisini pek sevmediğimi daha önce de söylemiştim. Karakterler en uç noktada tüm duyguları yaşayıp fantastik karakterler olması yetmiyormuş gibi azıcık inandırıcı olma yanını da tüm gözümde kaybediyor.

Neden mi izliyorum?

O kadar bölüm izledim zaman ayırdım ve meraklı olduğum için :)) İster beğeneyim ister beğenmeyeyim her şeyi izlemeye çalışıyorum bu da benim huyum :)

Dizinin tutma sebebi belli tamamen cinsel içerikli olmasıdır. Homo'su, hetero'su, platoniği ne ararsan var tek eksik biseksüeldi onu da Tara'ya yüklediler heehhh eksik tamamlandı dedik.

Son bölümde saçmalık üstüne saçmalık ekledikten sonra ilk bölümlerde eğlenceli ve aklı başında olan Tara'yı sonradan bir kafayı yedirttiler ki sormayın gitsin. En sonunda zavallı yan rollerde olan herkese yaptıkları gibi Tara'yı da öldürmeye karar verdiler gibi. 

Yeni sezonda ya diğer vampirler yetişecek yaşasın diye sonunda vampir olacak yada tamamen aramızdan ayrılacak zaten 2-3 kişinin arasında geçen dizide.

Saçmalıklar silsilesi devam edecek zerre merak etmesem bile izleyeceğim kesin.


27 Eylül 2011 Salı

Hayat Ağacı / The Tree of Life


Bu filmden çıkan sadece iki görüş olabilir. 

İlki !

"Bu ne lan böyle, bunu izleyeceğime belgesel izlerim daha iyi. Çok sıkıldım, vaktimi boşa harcadım, filmde replik bile yok !!"

İkincisi  ! 
"Az replik ile muhteşem bir film yapmışlar. Tamamen sanatsal ve kaliteli "


Bu iki insanda birbirinden çok farklı hayatlar yaşayan, farklı görüş açıları ve kültürleri olan insandır.  

Filmde oğlunu kaybettikten sonra bir ailenin yaradanı sorgulaşıyla başlar ve cevabını doğanın içinde arar. İlk yarım saat boyunca "Biz senin evlatların değil miyiz, bizi neden üzüyorsun" ? gibi sorulara cevap arar. Bol bol doğadan görüntüler görürüz. Bir yandan da yapılan betimlemeler ile içindeki duygulara benzetmeler vardır.

Yarım saat geçtikten sonra asıl film başlar. 

Bir ailenin yaşam ağacını anlatır. Aşık olur, evlenir, çocukları doğar, çocuklar büyümeye başlar, babaya olan sevgi azalır, nefrete dönüşür, sevgiyle nefretin kendi içinde çarpışmasını, babanın kaygıları, annenin mutsuzluğu derken herkesin içinden mutlaka kendine pay çıkarabileceği bir filmdir.

Neredeyse hiç replik olmadan sadece klasik müzik eşliğinde verilen tüm duygular bana göre kusursuzca işlenmiş. Olayların akışı, yakaladıkları noktalar gerçekten can alıcı.

Terrence Malick muhteşem bir iş çıkarmış.

Sabrı olan ve filmin büyüsüne kapılmayı sevenler mutlaka bu filmi izlesin. Diğerleri ne olur izlemesin :)) Çünkü her bir bölümü dikkatli izlemeli ve o derinliğe girebilmelisiniz.

sinemalar.com : 6.3
imdb : 7.7

25 Eylül 2011 Pazar

Film Ekimi / 2011 Sonbahar Film Haftası / 8 - 15 Ekim


10. Yılını kutlayan Film Ekimi bu yıl İstanbul dışında İzmir, Bursa, Konya, Trabzon ve Diyarbakırda da ev sahipliği yapacak. 

Birbirinden güzel filmleri kaçırmamanızı tavsiye ederim. Program, bilet fiyatları, hangi sinemada ve seans saatlerini burdan öğrenebilirsiniz. 

Ben malesef çok izlemek istediğim 5-6 filmi sırf İstanbul And. yakasında yok diye izleyemeyeceğim :((

Chalet Girl


Yok fantastik komediymişte, günümüz Bridget Jones hikayesiymişte bilmem ne gibi yorumları okudukça "Tuğçe bu filme bir şans ver ve izle bak Ed Westwick oynuyor, hoş gözlerini kısıp seksi ses tonuyla 'I'm Chuck Bass' demiyorsa dünyanın sonu değil yani" dedim ve oturdummm bir güzel izledim.

Evet biliyorum tipsiz, ön dişleri ayrık (ön dişleri ayrık olanlar zengin olur derler ki ona bakınca kanıtı gibi), boyu kısa (önemli değil benimde eee nolmuş yani) ama çok iyi Chuck Bass demiyor mu hem tuhaf bir karizması var zengin rollerinden başkasına gitmeyecek gibi ? :)))

Bu filmi izleme sebeplerimi kendime saklamaya devam ederek filme geri dönüyorum.

Ed tabiki yine zengin çocuk rolünde. Kızımız çok yetenekli kaykaycıyken annesini trafik kazasında kaybediyor ve çalışmak zorunda kalıyor. Babasının neden çalışmadığını öküz gibi bütün gün evde yatıp 1000 dolarlık borç yaptığına inanın bende cevap veremiyorum.

Sırf iki katı bahşiş ve maaş alacak diye lüks bir dağ evinde işe başlıyor. Eee borçları biri ödemeli değil mi ! İşte çocuk oraya tatile geliyor zaten ev onların. Kızla aralarında yakınlaşma oluyor. Çocuk zengin, kız fakir, çocuk annesi istiyor diye diğer zengin kızla nişanlanır, kızımızın haberi olmaz, birlikte olurlar, kız öğrenir, ayrılırlar. Bu sırada kız 3 ay sonra olacak  snowboard yarışına hazırlanır, kazanır ! Çocuk nişan partisinde öteki hatunu bırakır gelir kız için.

Kız 25 bin doları ve çocuğu kapar ve mutlu sooooon !?

Ne kadar ilginç değil mi sanki dana önce böyle bir film izlememişiz gibi :)))

İdare eder bir romantik komedi işte...

sinemalar.com : 5.8
imdb : 5.9

23 Eylül 2011 Cuma

Mucizeyi Kadınlar Yaratır / I Don't Know How She Does It


Sarah Jessica Parker oynuyor diye sadece gidip izledim. Süslenip püslenip metropol kadını olcam ya iki saat sadece dip liner'ı çekmek için uğraştım ki boru mu koskoca Sex and The City oyuncusunun filmini izlemeye gidiyorum :))) Hazırlıklı olmak lazım dimi ama :) 

Zaten salon full kadındı. Dolayısıyla dip liner'ı çekmek için uğraşım boşa gitmemiş oldu. Her neyse...

Filmde kadın hem kariyerinin peşinden gidiyor, hem çocuklarıyla ilgilenmeye çalışıyor hem de kocasıyla ilişkisini yürütüyor. Kısacası ne varsa kadınlarda varın kanıtı gibi bir film. 

Özellikle erkekleri sandalyeye bağlayıp zorla "izle lanet herif neler çekiyorum anla bide senin dırdırınla uğraşamam" diye tokatlamanın bir başka versiyonunu yapmak lazım. Heee izlediğini, okuduğunu, söylediğini anlayan ile bir b.ktan anlamayanlar olarak ikiye ayrılan erkek cinsi için ikincisine istediğin işkenceyi yapsanda anlamayacaktır o ayrı.

Filmde araya giren dışardaki insanların olaylar ile ilgili yorumları insanları yargılamayı ve çekiştirmeyi ne kadar çok sevdiğimizi gösteriyor. Tek şikayetim bunlar her araya girdiğinde üstlerindeki kıyafetler farklı olsaydı en azından olayla birlikte gelişen konuşmalar olduğunu görmeyi tercih ederdim. Böyle laflarını bölüp bölüp gösteriyormuş gibi olması hoşuma gitmeyen bir detaydı.

Diğer yandan film sizi gülümsetse bile kadında olan muhteşemlik insanın sinirini bozuyor. Yahuuu o saç hiç mi bozulmaz, göz altları hiç mi şiş olmaz, uyanırken hiç mi söylenmez ? HAYIR ! Çünkü o mucizeleri yaratan kadın !!

İş yerine çocuklarıyla ilgilenmek için resti çektiğinde işine devam edip, sonraki toplantılar için "o güne planım var başka güne ayarlayın" diyorsa ve hala kovulmuyorsa o an film izlediğinizi anlıyorsunuz. Gerçek hayatta böyle rahatlıkların, mükemmelliklerin olmayacağını biliyorsunuz.

Filmi izledikten sonra yüzümde kocaman gülümseme. "Bu hatun yapıyorsa bende yaparım yaaa ne kadar kolaymış" diye mutlu mesut ayrıldım. Film size mutluluğu aşılayabiliyor ama çocuklarına istediği gibi vakit ayıran anne, başarılı iş kadını, aşık ve kadına hayran kocaya sahip olmak yönünden bakınca olamayacağını da biliyorsunuz. 

Moralim düzelsin, kendimi gaza getirip güç alayım, romantik komedileri severim ve S.J.P olsun izleyeyim diyorsanız kaçırmayın :) Onun dışında masalsı derecede kötü işlenmiş gerçeklikten uzak boş bir film :))

sinemalar.com : 5.9
imdb : 3.4


21 Eylül 2011 Çarşamba

The Vampire Diaries


Uzun bir yaz tatilinden sonra beklediğim dizi sonunda başladı. İzlemeyenler için ilk sezonun o kadar iyi olmadığını söyleyebilirim. Herşey ikinci sezonda sizi cezbetmeye başlıyor o yüzden ilk sezon için sabırlı olun :)

3. sezonun ilk bölümü beklentimi karşılamadı. Daha ilk bölüm olmasının ve olayların artık bağlanmaya çalışmasınında bir etkisi olabilir.

Benim tek kızdığım Elenaaaa Elenaaa Damon varken nedeen Stefan nedeeen hayır ama neden :)))

Nedimeler / Bridesmaids


Son yazdığım iki filmin üstüne ilaç gibi gelmiş severek izlediğim filmler listesine girebilmiştir. Filmle ilgili çok büyük beklentim yoktu. Fragmanında da o kadar beğenmemiştim.

Film başladığında seks sahnesi ile başlaması "hıhhh tamam anladık sende de iş yok bile bile geldim şu filme" dedim. Meğer o bizim buram buram cinsellik kokan seks sahnelerinden değilmiş. İlerledikçe daha çok komedi için olduğu belli. Adamla sadece seks arkadaşılar. Yaşı geçmiş ama evde kalmış bir kadını canlandırıyor.

En yakın arkadaşının baş nedimesi oluyor. Olaylar burda başlıyor. Çünkü arkadaşının nişanlısının patronunun karısı onun baş düşmanı haline geliyor. Aralarında ciddi bir kıskançlık var ama sanki hiç bir şey yokmuş gibi davranılıyor.  Olaylar iyice çığrından çıkıyor ve sizi güldüren bir çok sahnesiyle film bittiğinde mutu bir şekilde ayrılıyorsunuz. 

Mutlaka izlemelisiniz dediğim güzel romantik komedi filmlerinden :) Daha fazla ayrıntı anlatmak isterdim ama izlediğinizde büyüsü bozulmasın istiyorum :))

Sinemalar.com : 6.2
imdb : 7.2

Kötü Öğretmen / Bad Teacher


Paraya tapan bir kalpsiz bir kadını canlandıran Cameron bu filmiyle beni hayal kırıklığına uğrattı. O çok güldüğümüz filmlerinden ne yazık ki değildi. Meraktan çatlaya çatlaya filmi beklemiş olmama rağmen "ehhh hadi yine iyisin kıyısından döndün" dedim.

Zengin koca avcısı olduğundan büyük göğüslü kadınların daha çok iş gördüğünü zannediyor. Bunun için göğüslerini yaptırmak istiyor. Ne yazık ki zengin sevgilisinden yeni ayrılmış ve beş parasız bir şekilde ortada dolandığından film boyunca silikon parasını nasıl topladığını izliyoruz. 

Tilkice işlediği planları gülümsetse bile beni yeterince eğlendiremedi. Zaten işin birazda magazinsel yanıyla ilgilenmiştim. Justin ve Cameron haniiiii eskideeen :))) 

Justin tam bir embesil öğretmen modunda olduğundan pek o da güldürmedi. Sonu klasik bir şekilde artık doğru yolu ve gerçek aşkı bulan bir öğretmen olarak bitiyor. 

Ben çok beklenti içerisinde olup izlemiş olabilirim. Beklentimi kesinlikle karşılamadı orası kesin. Cameron fizik olarak olmasada yüz olarak artık resmen çökmüştür. 

Sinemalar.com : 6.8
imdb : 5.8

Son Durak 5 / Final Destination 5


Klasik serilerden olan Son Durak filmini aslında pek sevmem ama kaçırmadan da çatır çatır izlerim :) Klasik konusuyla devam eden filmimiz farklı kişiler, farklı ölümler, farklı yerler ile karşımızdaydı.

Ses efektleri çok iyiydi. En çok sinirimi bozan şu 3 boyutlu gözlükler oluyor. Filmin çoğunu gözlüksüz izliyorum denilebilir :)) Hem gözümü çok yoruyor, hemde filmi çok karanlık gösteriyordu içim daraldı.

Arkamda olan düdük iki hatunda ikide bir "açamıyorum gözümü yaeeee, filmi hep gözüm kapalı izlediğğğğğm hihihiihihi" yapmasa, onların arkasındaki 4-5 dallama "ananı s.kim, yeminlen bişi var burda fare mi lan" diye ikinci yarıda ayaklanmasa, hatunlar dönüp onlarla muhabbete dalmasalar belki daha keyifli olcaktı benim için.

Güzel planlanmış ölümlerdi, tebrik ederim yazan çizen için hayal gücüne sağlık ne diyim. Grafiklerde iyi olunca filmin içine çeki veriyor. Bir daha bu filmi gördüğümde izler miyim? Hayır izlemem! 

Vakit geçirdim işte öyle aman aman muhteşemdi değildi. Capitolde izledim. Alt yazı bir kaç yerde çift oluyordu. Okunmuyordu. Sinemalar kalitelerini bozmaya başladı. Bu da kulaklarına küpe olsun. Korsan film izlesem aynı kalitede izlerdim yani !!

Filmin sonunda devamı olcağının sinyallerini alıyorsunuz. Bir dahakine inşallah severiz.

Sinemalar.com : 7.5 (şaşıyorum şu puana şu anda)
imdb : 6.4 (daha da fazla etmez)

11 Eylül 2011 Pazar

Loft / Çatı Katı


Beş arkadaşın metreslerini götürmesi için tuttukları çatı katında bir gün geldiklerinde bir kadın cesedi ile karşılaşırlar. Aralarından hangisinin bu cinayeti işlediğini araştırırken işler çığrından çıkar ve birbirlerinden sakladıkları bütün sırlar teker teker ortaya dökülmeye başlar.

Sağ gösterip sol vuran filmi izlemenizi tavsiye ederim.

İlk başlarında sıkıcı gelmişti fakat sonlarına doğru tek bir sahneyi bile kaçırmadan izlemeniz, dikkatinizi vermeniz lazım. 

Bu tarz filmleri seviyorum. Bir çok detay barındıran dolu dolu filmlerden :)

A Little Bit Of Heaven / Bir Tutam Cennet


Kate Hudson filmlerini her zaman sevmişimdir. Enerjisine bayılıyorum. Romantik - Komedi filmlerinde aradığım bir yüz ama bu sefer güldürmedi :))

Klasik bir konusu ne kadar olursa olsun Kate içine girdimi o filmin bana göre kötü olma olasılığı çok düşük. Heee mükemmel bir film değil tabiki! 

İşinde istediği başarıyı tam yakalamışken aşktan korkan kızımız kilo kaybı ve halsizliği yüzünden doktora gider ve kanser olduğunu öğrenir.

Yakuşuklu doktorumuz ile yakınlaşmaya başlar. Bu sırada ailesi ve arkadaşlarıyla olan ilişkisinide dengede tutmaya çalışır. Hastalığı zaten son kısma ilerlemişken sadece hayatın tadını çıkarmaya çalışır.

İsteyene hayatın değerini anlatan, isteyene klasik bir film gibi gelen, boş zamanların en güzel romantik komedi dram üçlüsünü barındıran sıcak çikolata kıvamında bir film.

Kaybedenler Kulübü


Kimi çok sevmiş, kimi nefret etmiş...

Filmi izlemeye başladıktan sonra "bu nee ya" halinde yarısına geldikten sonra kapattım. Çünkü baktım olcak gibi değil. Bir yerden olaylara dalacak gibi değil. Gece naptım ben yaa pişmanlığıyla uyuyup içim rahat etmedi. Ertesi gün pişmanlıkla birlikte filme bir şans vermeyi daha düşündüm.

Yarısından başladım tekrar izlemeye. Sonra baktım aslında bir konuya değinmek istemişler :)) Bir şeyleri yakalamışlar ama eksik kalmış hep bir yanı. Zeytinyağlı dolmayı çok severim ama tuzu, üzümü, fıstığı olmadan verdiği yavan tat gibi geldi film.

Aşık oldukları anda kadının erkeği değiştirmek istemesini anlatıyordu. Evet erkek gözünden bakıldığından belki çok itici bir olay ama bunun cinsiyeti olmayan bir konu olduğunu düşünüyorum.

Kız, erkeğin belli bir işi olmasını istiyor, düzen istiyor. Sanırım aşkın getirdiği fedakarlıkları bekliyor. Adam aşkın getirdiği hiç bir şeyi yapmadan olması gereken sonuca varıyor. Ayrılıyorlar...

Kız kariyer peşinde yoluna, adam ıssız adam şeklinde yoluna. Bir gün geldiğinde hayatına çeki düzen vermesi gerektiğini anlıyor. Kız için yapamadığını, kaybettikten sonra yapmaya karar veriyor.

En saçma hikayelerden biridir herhalde. Fakir kız, zengin çocuk hikayesi gibi...

Bir bakmışsın anaaa ! film bitmiş...

Eee noldu ki ? Bu filmin daha devamı yok mu ??

Nasıl başladıysa öyle bitmiş. 15 dakikasına bir anafikir sokmuş, belasını bulmuş ve bitmiş.

Uzun lafın kısası işte ben o filmden nefret edenlerdenim.

6 Eylül 2011 Salı

Crime D'amour / Aşk Suçu


Acımasız bir patrona sahip olan lsabelle, hakkının yenmesini hazmedemeyerek küçük bir intikam alır. Bu intikam savaşın başlamasına neden olur. Aynı kariyeri isteyen, aynı adam aşık olan iki kadın için hayat tam çekilmez hal alır.

lsabelle işte olan zekiliğini daha büyük bir intikam için kullanır. Kusursuzca bir cinayet planı yapar ve acımasız patronunu, acımasızca öldürür. 

Adım adım cinayetle ilgili detayları izlerken, bir yandanda kendini nasıl akladığını gösteren film tipik Fransız filmi ağırlığında gidiyor. 

Uykum geldiği ve kendimi iyi hissetmediğim zamanlarda genelde tercih ettiğim bu ağırlıkta olan filmi ben beğendim. Boş vaktinizde izleyebileceğiniz ortalamanın üstünde bir film.

Kanıttan alıntı yaparak "Hiç bir cinayet kusursuz değildir" :)))

imdb puanı : 6.4
sinemalar.com : 5.8

Captain America: The First Avenger / İlk Yenilmez : Kaptan Amerika


Kaptan amerika'yı en iyi erkekler bilir. Küçüklük kahramanlarıdır belki bilemem :) Erkek filmi buuuu gitmeeem  Nedimeler'i izlicem ben desemde hadi o kadar bencillik yapmayayım bu haftada bu olsun dedim.

Öfff pöfff ile başlayan dakilarda sonra aaa birden ilgimi çekti baktım filmi ciddi ciddi izliyorum :) Ezik Steve askere yazılmak için can atarken kimse onu almıyor. Sonunda katıldıkları bir fuarda doğru kişi olduğuna inandıkları için askere alıyorlar. Ezik Steve oluyor mu size Kaptan Amerika ! 

Serumlar takılıyor ve misyon yükleniyor. Makineden çıktığında boy, pos, kaslar aman allahım dedirtiyor. Yanımdakini dürtükleyip her eve bu makine, bu serumlar şart diyorum. 

Filmi düz mantık izledim. Grafikler, ses efektleri, savaş sahneleri gayet iyiydi. Eğer düz mantık izlemezseniz bir sürü hata bulabilirsiniz. Bizimde Kaptan Türkiyemiz Cüneytimiz var yani nolmuş dedim... Mantık arama Tuğçe!!

Bir çok yerde yok daha neler, hadi bee, bunuda mı yaptı, o zaman onu kesin yapar gibi yavaştan yavaştan her şeyi bekler oluyorsunuz. Bana göre vakit kaybı olan bir fantastik film. 
Klişelerden kurtulamıyor bir türlü.

İzleniyor mu? Evet izleniyor. Filmin sonunda 70 yıl sonrasında uyanması ve günümüze gelmesiyle bitince diğer filmi merak etmedim mi? Evet ettim ne yalan söyleyeyim :) 

Hee bu merakla ikinci filmi sinemada izler miyim? Yok daha neler ! Çıkar dvd si, iner internete oturur paşa paşa boş bir vaktimde izlerim. Bundan da mahrum kalmayayım diye :))

imdb puanını amerikan kültürüne bağlıyorum. Sonuçta adamlar iyi pazarlıyor, yapacak bir şey yok. Hadi onu anlıyorumda bizimkiler niye 7'lerde vermiş puanı onu anlamadım. Tabiki bir kız gözüyle bakıyorum. Dedik ya kim bilir kaç kişinin çocukluk kahramanıydı, kaç kişi o makineyi bir gün bulacağına, kaslı yakuşuklu bir delüğanlı olacağına inandı, kaç kişide savaş sahnelerine grafiklerine bayıldı. Heee bir de kaç gerçek film sever bu filmi izledi. Salonda 13-14 yaşların çocuklarıyla doluydu da ondan sordum :))


imdb : 7.3
Sinemalar.com : 7.2

5 Eylül 2011 Pazartesi

Mildred Pierce


Kate Winslet'in muhteşem oyunculuğuyla bir kez daha kendine hayran bıraktığı 5 bölümlük bir mini dizi. Dizi ilk defa çekilmiyor sadece günümüz oyuncusuyla tekrardan çekilmiş.

Kıyafetler, mekanlar, renkler, konuşmalar, haller, tavırlar her şeyiyle size o dönemleri yaşatıyor. Ayakta kalmaya çalışan bir dul bir kadını, kariyer yapmaya çalışan bir güçlü bir kadını, kızıyla arasını iyi tutmaya çalışan güçlü bir anneyi oynuyor. 

İş Evan Rachel Wood'un büyüyüp Veda karakteriyle gelmesiyle her şey çok daha başka bir hal alıyor. Sonunda Veda karakterinden başta nefret ettiğinizden çok daha fazla nefret etmeye başlıyorsunuz. Bir kaç ay önce izlemiştim ama şimdi Venedik Film festivalinde tekrar gösterilip gündeme gelince, hazır bende bu blogu açmışken bahsetmeden olmazdı. 

Kesinlikle izlemenizi tavsiye edebileceğim bir dizi. 5 bölüm çok fazla vaktiniz almaz, onu bırakın kaliteli bir şeylerin zor bulunduğu şu zamanlarda gerçekten ihtiyacınız olduğunu düşünüyorum :)

İyi seyirler dilerim...

Scream Of The Banshee / Ölüm Perisi


İzlediğime bin pişman eden Ölüm Perisi bildiğiniz ikinci sınıf bir film :) Üniversitede çalışan profesör'e gelen bir kutuyla başlıyor her şey. Ardından araştırma yaptıkları yerin deposunda yanlışlıkla duvarı yıkıyorlar ve saklanmış bir kutu buluyorlar. Bu kutu diğer kutuyla bağlantısı olduğunu hemen anlayıp kutuyu açıyorlar. İşte o anda ölüm perisi ortaya çıkıyor. Kelle halinde kutunun içinde duruyor ve iğrenç çığlığıyla ölümlerin startı verilmiş oluyor.

İkinci sınıf görüntüler ve kötü grafiklere sahip olmasına rağmen gerilim sahnelerinde gerçekten içine çekiyor. O sahneleride kötü yapsalarmış artık kaç katı pişman olurdum onu bilmiyorum. Ölüm perisi çok çirkin, karakter ve makyaj olarakta gerçekçi hissini uyandırmıyor. Çığlıklar ve sizi doruğa taşıyan müzikleri ile bir yerlere gelebilir derecesinde. 

Oyunculukları çok beğenmedim, orta karar diyelim. Filmin sonuna geldiğinde iyice saçmalamaya başlıyor. Umarım doğru düzgün bir yere bağlanırda en azından kendini kurtarır dedim ı-ıhh o da olmadı. Öldüren kılıcı saplamak için fırlattıklarında oyunculardan biriyle çok yakın temasta olmasına rağmen nasıl ona da saplanmadığını anlamadım. Halbuki kılıç ön taraftan 30-35 cm kadar çıkmış gözüküyor. En sona geldiğinde kutu yine bir yere yollanıyor. Yani filmin devam etme olasılığını da bırakmışlar.

Çok kaliteli bir ekiple ve daha sağlam bir senaryo ile bağlanırsa korku gerilim filmlerinin yanında yerini alabilir gibi. Bu şekilde devam ederse üzgünüm hiç şansı yok...

imdb puanı : 4.1

Sinemalar.com puanı : 5.8 (bu puanı nasıl layık görmüşler anlamadım :) )

İncir Reçeli


2 kere izledikten sonra başka bir film izleyecekken hadi bir üçleyelim dedim. Sindire sindire çok fazla dikkatle izledim bu sefer. Çok açık konuşucam çünkü yorumlarda herkes çok açık ! 

İki salağın hikayesi diye bahsediyorlar. Condom kullanmayı akıl edememişler...
Film vizyona girdiğinde neden sinema salonları boştu şimdi herkesin dilinde deniyor...

Birincisi iki salağın hikayesi değil. O çok alıştığınız cinselliğe bağlı konulardan değildi yada Türkiyede sadece seks sahneleri konuşulduğu için bu şekilde üstüne çekmek istemeyen bir filmdi.

İkincisi sinema salonları doldurulmadı çünkü düşük bütçeli bir film olduğundan sayılı salonlarda yayınlandı. Ben gitmek için yırtınırken gidebileceğim hiç bir yerde film yoktu. 

Bir çok kişi bu filmden nefret etmiş ve vakit kaybı olarak görmüş. Tabiki sen ona belgeselde izletmeye kalksan yine vakit kaybı olarak görmesi ihtimali vardır ve normaldir. Her insan bir filmden yada hayatta başına gelen olaylardan ders çıkaramaz. 

Burda HIV virüsü taşıyan bir insanın biz insanlar tarafından nasıl itildiğini, nasıl dışlandığını anlatıyor. Artı dikkat çekmek istediği diğer yer erkeklerin hayat kadınlarıyla korunmadan olup, düşüncesizce eşlerine nasıl hastalık bulaştırabileceği ve masum bir bebeğe nasıl zarar verebileceğini anlatıyor. Kültür ve Turizm bakanlığının çektirdiği bu filmde asıl mesajı almak yerine condom peşine düşen zihniyete diyebileceğim tek şey bu filmi nerenle izledin diyerek aynı zihniyetle yaklaşmak olur??

Gelelim teknik olaylara...

Melike Güner çok başarılı bir oyunculuk sergilemiyor. Eğer bu filmde Halil Sezai Paracıkoğlu'ndan başka biri oynasaydı bu kadar etkili olur muydu bilmiyorum. Halil'in gerçekten dillere destan bir oyunculuğu var. Direk aklıma dizilerde şu beceriksizleri oynatıyorsunuz o kadar çok yetenekli oyuncular var ki onlar hep değersiz kalıyor. Sonrada Türk sineması bir yere gelsin istiyorsunuz!

Mekan seçimleri bütçeye göre çok iyi. Sahneler güzel bağlanmış, ışıkta hiç bir sorun göremedim. Sinema okumadım ama filmlerde olan karanlık görüntülerden nefret ederim görüntüler bana düzgün geldi rahatsız etmedi. Bana festival filmlerinin tadını yaşattı. Binlerce lira harcanan filmlerinde ne hallerde olduğunu biliyoruz.

Kimse kusura bakmasın... Üçlü seks ile başlayan bir filmde kendi kıçına güvenmeyen bir adamın aşkı bulduğu anda geri tepmesi ve hayatının kadınını kaybettiğini anladığı anda apışıp kalmasını anlatan filmi herkes bayıla bayıla izlemişti. Film bir mesaj verince, gerçek sevgi karışınca öğğğk-pühh-kaka oldu ! Hani diyorlar ya kafasına kuş sıçtı diye loto oynayan insanın, ağzına sıçtı diye başka bir insana aşık olması kaçınılmazdır diye aynı o muhabbet...

İncir Reçeli gelmiş geçmiş en iyi filmimiz midir ? Tabi ki hayır! İş düşük bütçeli, konu, oyuncular bakımından bakıldığında bence en kaliteli filmdir. Daha ne bekliyorsunuz ? Diğer oscarcıklarımız yanına bu yıl bir oscar daha ekleyemicez diye midir bu çemkirmeniz yoksa gerçekten şu basit mesajı bile alamayacak kadar olan yüzeysel insanlardan mısınız?

3 Eylül 2011 Cumartesi

Never Let Me Go / Beni Asla Bırakma


1957 yılında sağlıkta devrim oluşuyor ve 1960'lı yıllardan sonra insanların yaşama yaş ortalaması 100'den fazla oluyor. 1957 yılında yapılan devrim; insanlardan klon yapıyorlar ve çocukları yetimhane gibi bir bakımevinde sağlıklı bir şekilde yetiştiriyorlar. Bu çocuklar büyüdüklerinde ihtiyacı olana organ nakli yapmak zorundalar. Bu amaç için yaşıyorlar. 3. nakilden sonra yaşama şansları azalıyor. Dayanabilen 4-5 artık kaç olursa sonuna kadar kullanıyorlar. Kısaca hiç biri 30'unu bile göremiyor. Onlarda insan hislerini taşıyorlar. Aşık oluyorlar, arkadaş oluyorlar... Hayata dair hiçbir şey bilmeden kullanılıp atılıyorlar. 

İşte birlikte büyüyen 3 klonlanmış çocuğun dramını anlatan, ilgiyle izlediğim, 
nadir sayılan filmlerden biri !!


imdb puanı: 7

1 Eylül 2011 Perşembe

Glee 2. Sezon 2. Bölüm


İlk sezondan pek hoşlanmamıştım. Glee 2. Sezona bomba gibi girmiş. Rachel'ın üstünden artık çekilip diğer glee üyelerinin üstüne gitmekle iyi yapmışlar. Yoksa artık sıkıntıdan gerçekten bayılacaktım. Brittany Pierce karakteri sönük bir karakterdi. Saf ve söyleneni anlamakta zorlanan aptal sarışını oynuyordu. 2. Sezonun 2. bölümün izlediğim anda bayıldım. Bence en iyi bölümdü şu ana kadar izlediklerimden :) Brittany, Britney Spears'ın cover'ını yapmıştı. Sonda beklenen kişi konuk oyuncu Britney Spears'ı görebiliyoruz :) İştee muhteşem danslarıyla Brittany Pierce :)

True Blood


True Blood günümüzde vampirlerin içimizde yaşadığı ve insanların bildiği bir dünyayı anlatıyor. 4 sezonu bir ayda izledim ve bitirdim. İnsanların bunu neden bu kadar sevdiğini anlamadım :) Zorla izledim diyebilirim. Mümkünatı yok ailenizle izleyemezsiniz. Cinsel içerikler çok fazla yer alıyor. Karakterler bana çok saçma geldi. Fantastik bir dizi ve her an her yerden yepyeni bir cins çıkabilir. 

Sookie ve Bill arasında olan romantizm çok aşırı ve itici geliyor. Özellikle Anna Paquin'in deliler hastenesinden yeni çıkmış gibi boş ve göz bebeklerini büyüterek bakması beni endişelendiriyor :) Bill seviyor mu sevmiyor mu belli değil.  

Sam çok iyi biriyken kardeşi ortaya çıktıktan sonra bir mallaşıyor. Mallaşma kısmına gelmişken sonradan kafayı yiyenler arasına Tara'da katılıyor.

Ryan hem salak, hemde aklı fikri cinsellikte olan bir karakter. 

Dizinin tutmasının nedenini tamamen cinselliğe bağlıyorum. Öyle çok büyük aksiyonlar yok, saçma sapan mazoşist bir aşk var ortada, kimin başı belaya girse Sookie nasıl olsa kurtarır, akıl oyunlarının olduğu pek söylenemez diye uzar gider bu liste...

Düz mantıkla yazılmış, aksiyon olsun diye fantastik karakterlerin sokulduğu cinselliğin zıvanadan çıktığı bir dizi. Benim düşüncelerim tamamen olumsuz.