Dram etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dram etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Kasım 2012 Cuma

The Shawshank Redemption | Esaretin Bedeli

Imdb sıralamasında yer alan en fazla puan almış filmlerin ilk 250 sırasını izlemeyi planlıyordum bir kaç yıldır. Bunun için gerekli ortamı bir türlü yaratamamıştım. Bir süre önce keşfettiğim film sitesi bana bu ortamı sağladı. Filmlerin sadece altyazılı olması muazzam bir özellik. Sitede sadece en iyi filmleri yayımlıyorlar. Bu yüzden Unutulmaz Filmler son zamanlarda rahatlıkla favorim diyebilirim. Bu site sayesinde listeyi kolaylıkla takip edip, filmleri baştan orjinal dille izleyebilirim. Türk sinemasının "gişe filmi" prensibiyle ilerlemesinden aşırı derece sıkılmış bulunmaktaydım. Çoğu film artık bana o istediğim tadı vermiyordu. Şimdi en iyi filmler ile geçireceğim uzun bir zaman var önümde. Filmle ilgili biraz detaya gireceğim izleyecek olanlar için sakıncalı olabilir :)

Daha önce izlemiş olduğum filmlerden olup, 9.3 ile en çok puanı alan Esaretin bedeli filmi ile başladım. Bir çok detayı hatırlamıyordum. Çünkü filmi izlediğim zaman belki liseye bile gitmiyordum :) Filmle ilgili en ilginç detaylardan birisi 1995 yılında 7 dalda aday olup hiç birini kazanamamış olması. 6 Oscar'ı imdb puan sıralamasında 20. sırada olan Forrest Gump filmine kaptırmasıdır. Film gösterime girdiği zaman beklenen başarıyı alamamıştır. Daha sonraları kıymeti bilinenlerden olup, geçmiş en iyi film seçilmiştir. Diğer bir detay ise kitabın orjinalinde Red karakterinin İrlandalı olmasıdır. Filmde Red (Morgan Freeman) İrlandalı olduğunu ama hiç siyahi İrlandalıya rastlamadığını söyleyerek kitaba gönderme yapar :) Siyahi bir İrlandalı yoktur ve tabii ki Red karakteri kitapta siyahi değildir :)

12 Ağustos 2012 Pazar

Presume Coupable | Guilty

Bir çok kişinin belki gözünden kaçırdığı ama çok iyi olan bir filmdir.  Dönemimizin en kötü hukuki hatası anlatılan bu filmde bir ailenin gerçek hikayesi anlatılmaktadır.

Kendi hallerinde yaşayan bir aileyken, işlemedikleri cinsel istismar suçu ile yakalanırlar. Ne kadar anlatmaya çalışsalar bile, bir türlü aksine inandıramazlar. Bir babanın, bir eşin çırpınışlarını Marecaux gözünden çok acı bir şekilde izliyoruz.

Bu olay, insan hakları ve gelişmiş hukuku ile Avrupa'nın parmakla gösterilecek ülkelerinden biri olan Fransa'nın, tarihine hukuksal anlamda leke sürmüştür.

Adaleti sorgulatan bir son ile bütün dramı iliklerinize kadar işliyor. Phillipe Torreton oyunculuğu ile muhteşem bir performans sergiliyor. Mutlaka izlemenizi tavsiye ettiğim bir film.

imdb : 7.2
sinemalar : 7.7

22 Temmuz 2012 Pazar

LOL : Laughing Out Loud

Miley Cyrus antipatisi olan biri olarak bu film fikrimi değiştirmedi aksine daha çok antipati kazanmama neden oldu. Oyunculuğu çok kötü!

Boşanmış ailenin ergen çocuğu olarak karşımızda. Tipik liseli ergen filmlerinden zaten. Sevgilisinden ayrılır, müzisyen olan çocuğa aşık olur, inişler çıkışlar derken doğru düzgün bir sonu bile olmadan film biter.

Filmin sıkıcı olmasıyla klasik bir konuya sahip olması bütünleşince sonunu zor getirdim. 2008 yılı yapımı Fransız filminin tekrar çekimi olan bu film izlemesem bile orjinalini geçemeyeceğine eminim.

imdb : 2.5
sinemalar : 8.9

8 Temmuz 2012 Pazar

The Divide | Mahşer Günü

Nereden geldiği belli olmayan bir patlama ile New York yok olur. Bir grup insan binalarının bodrumuna inerek hayatta kalırlar.

Burada kapana kısılmış, açlık, susuzluk gibi bir çok sebeple artık içlerinde olan vahşiliği dışa vurmaya başlarlar.

Tamamen psikolojik gerilim olan bu filmi çok sevdiğim söylenemez. Yer yer sıkıldığım zamanlar oldu. Alışılmış bir konusu olduğu söylenebilir. O yüzden oyunculuklar bakımından konumlandırmak benim için daha doğru bir analiz olacaktır. Bu tarz filmlerden sıkılmaya başladım artık. Oyunculuklar gayet iyiydi. Hatta filmi kurtaran kısımı kesinlikle burasıydı.

Film 2 saat sürüyor. Bitsin diye bir ara dualardaydım :) Sonlara doğru artık nereye bağlayacaklar nasıl bitecek diye meraklandım da konsantre olabildim. Filmin başından beri gözümüzün önünde olan bir detayı bağlayarak bitirdiler. Fena değildi...

imdb : 5.9
sinemalar : 6.5

7 Temmuz 2012 Cumartesi

My Week With a Marilyn | Marilyn İle Bir Hafta

Colin Clark okulu bırakıp film sektörüne geçiş yapar. The Prince and the Showgirl filminin çekimlerinde bulunan Marilyn Monroe ile izlenimlerini günlüğüne aktarır.

Bu günlükte yazılanlar ile uyarlanan film Marilyn Monroe'nun o dönemde iç dünyasını, kişisel sorunlarını Colin'in gözünden izliyoruz.

Filmin zaman dilimi bir haftalık olduğu için normal filmlerde olan net bir son yok tabii ki. Ayrıca Marilyn'in inişleri çıkışları ile durağan ilerleyen bir şekilde. Bazılarınız için sıkıcı olabilir.

Marilyn Monroe olarak Michelle Williams için çok tartışıldı. Benim düşünceme göre Marilyn Rolü için bir başkası asla oynatılmamalı :) Kazandığı tüm ödülleri sonuna kadar hak etmiş.

Filmin sakin bir şekilde ilerlemesine rağmen psikolojik iniş çıkışları o kadar iyi canlandırmış ki filmin içine girememeniz için gerçek anlamdan bu tarz filmlerden nefret ediyor olmanız lazım. Fragmanından sonra Marilyn Monroe'nun filmden bir bölümünü ekledim. Dans ettiği bu sahne film içinde en unutulmazlar arasında benim için. Marilyn karakterini ne kadar iyi canlandırdığını izlerseniz çok daha iyi anlayacaksınız :)

Sinemalar : 7.6
imdb : 7.1



29 Nisan 2012 Pazar

Babycall / Ölümün Sesi

Eşinden çocuğuyla şiddet gören bir kadının devlete sığınmasını konu alan bir film.  Bu travmatik bir durum olduğundan dolayı anne çocuğunun üstüne fazlasıyla düşüyor. Hatta geceleri kabusla birlikte kalkıp çocuğunun yanında sürekli uyuyacak, dışarı çıkmasına izin vermeyecek derecede.

Sonunda alışveriş merkezinde gezerken bebek telsizlerini görüyor ve satın alıyor. Böylelikle artık ayrı uyuyabilirler nefes alış verişini duyarak. Telsize karışan başka frekanslardan dolayı çığlık sesleri, şiddetli kavgalar duymaya başlar.

Film sakin bir şekilde ilerliyor. Sanki bir kaç klasik gizem-gerilim filmlerini birleştirip sonuca bağlamışlar gibi. Çünkü tüm bu tarz gerilim filminin unsurlarını barındırıyor. Noomi Rapace oyunculuğu ile filmi kurtarıyor. 1,5 saat süren film bazılarına sıkıcı gelebilir. Çok kötü bir film değil ama çok iyi denilecek bir filmde değil. Vakit geçirmek için iyi bir alternatif.

imdb : 5.9
sinemalar : 7.9

Black Gold / Kara Altın

Ben çok sıkıldım klasik Amerikan filmlerinden diyorsanız hala vizyondayken kaçırmamanız gereken bir film olduğunu düşünüyorum. Film 2 saatten biraz fazla sürüyor o yüzden vaktinizin olduğundan emin olun :)

Amerikalıların petrolüne gözünü diktiği ilk zamanların Arabistan'ını anlatıyor. Petrolün bulunmasıyla çıkan anlaşmazlıklar, savaş, örf ve adet gibi Arap kültürüne yönelik bir çok detayı işlemişler.

Film akıcı bir şekilde ilerliyor kesinlikle. Özellikle dikkat ederek izlediğim diğer bir unsur ise taraflı olup olmadığıydı filmin ama öyle değildi. Savaş sahneleri, kıyafetler, dekor, mekanlar ile göz dolduruyordu tek kelimeyle.

Film hakkında çok fazla bilgi vermek istemiyorum çünkü izlenmeye değer güzel bir alternatif olduğunu düşünüyorum. Birbirini tekrar eden benzer yapımlardan iyice sıkıldığım şu günlerde farklı kültürleri, farklı bir olayı izlemek bana ilaç gibi geldi diyebilirim. Imdb puanına bakarsak kesinlikle haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Bunun etkisi olarak ırkçı, dinsel yaklaşımlar olabilir. En azından 7 puanı hak ediyor.


imdb : 6.5
sinemalar : 7.3

Chronicle / Doğaüstü

Kronik yapıdan bahsederken bizimkiler yine Doğaüstü olarak isimlendirmiş. 3 arkadaşın yer altına giden bir çukur bulmasıyla başlıyor her şey. 

Gençlerin artık objeleri hareket ettirebilme gibi bir özelliği vardır. Ne kadar çok güçlerini kullanırlarsa o kadar daha güçleniyorlar. Andrew karakterinin hayatında olan dram gücünü ilk başta eğlence amaçlı kullanırken sonradan nefreti için kullanmaya başlıyor ve kendi arkadaş grubunda sorunlar ortaya çıkıyor.

Filmi bu araların trendi olan el kamerası çekimlerinden izliyorsunuz. Grafikler fena değil. İzlerken biraz rahatsızlık duyabilirsiniz. Film sakin ve akıcı bir şekilde ilerliyor. Size nasıl bu duruma geldiklerini, gereksiz görünen ama aslında sonucu oluşturan detaylar ile işliyor. Film sonlara ulaştığında sürükleyici bir biçimde izliyorsunuz. Bilim kurgu severler için gayet iyi bir filmdi.

imdb : 7.4
sinemalar : 8.0

27 Nisan 2012 Cuma

The Vow / Aşk Yemini

Konusuna göre filme isim verilmesinden vazgeçemiyoruz bir türlü. The Vow maalesef vow dedirtmedi.

Filmin konusunun gerçek bir hikayeden esinlenilmesinin yanında, Rachel'ın akıllardan silinmeyecek "The Notebook" filminin gazıyla, ehh birazcıkta fragmanın kandırıkçılığı ile kanılıp gidilen bir filmdi. Romantik filmlerin prensesi Rachel McAdams için fazla bir misyon yüklenmemişti. Tüm filmi sırtlayan kesinlikle Channing Tatum olmuş.

Filmde anlatılan aşk olması gerektiği gibiydi. Öyle muhteşem, mucizevi bir aşk izlemediğimiz kesin. Filmin sonuna geldiğimizde o yavan tadı ile bitti mi şimdi sorusu aklımdan geçti. Bende bekliyorum hüngür sümük ağlıcam, güzeldi behh nidaları ile salondan ayrılıcam. Filmin adının replikler arasında geçmesi gayet iticiydi. Hala bu espri kullanılıyor mu yahu?

Kısacası vasattın The Vow, iyiydin Channing Tatum...

imdb : 6.5
sinemalar : 6.0

23 Nisan 2012 Pazartesi

The Awakening / Öbür Dünyadan

Savaş zamanı kayıplar nedeniyle herkes ruhlarda teselliyi ararken, bu durumdan yararlanan sahtekarların oyunlarını açığa çıkartıyordur Florence. Ruhların çocuklara göründüğü şikayetiyle eski bir okuldan davet gelir. Florence daveti kabul eder ama iş beklediği gibi sahtekarlık çıkmayacaktır.

Her zaman olduğu gibi kendine güvenen bir kadının yanıldığını anlatan klasik filmlerden biri. Film bittiğinden beri şunu yazarken bile ben böyle bir film izlemiştim ama hangisiydi etkisinden çatlamak üzereyim. Sonunda küçük bir şaşkınlık veren olay meydana gelir. Çok fazla gerilim-korku filmi izleyenlerdenseniz o küçük şaşkınlığı bile yaşayamamanız mümkündür.

Film çok fazla ağır işliyor. Bu yüzden sıkılma yada filmden beklediğinizi bulamama riskiniz fazla. Korku filmi diye kesinlikle izlememelisiniz :) Beklentinizi düşük tutup, sıkılmayacağınız bir günde izlemenizi tavsiye ederim. Rebecca Hall oyunculuğu ile göz dolduruyordu. Filmin belki de en çekilen kısmı Rebecca sayesindeydi. Benim için ne 8 puanı bırakın 6'yı bile hak etmiyor. Zorlasan 5.5 diyebilirim.



imdb : 6.5
Sinemalar : 8.0

18 Mart 2012 Pazar

Young Adult

Juno filmini çok sevmiştim. Ellen Page'in oyunculuğu harikaydı zaten. Young Adult onun yazarından çıkınca ee birde Charlize Theron olunca izlenmez mi?

Lise yıllarına ve lise sevgilisine saplantılı derecede duygular besleyen, ergen yazarını anlatıyor.  Tekrardan aşkını yaşamak için kasabasına dönmeye karar veriyor. Lise aşkı evli ve çocuklu olması onun için hiç bir şekilde engel tanımıyor :)

Film boyunca ruh ve davranış hallerinin değişimi çok iyi bir şekilde işlenmişti. Film boyunca çok fazla çıkış bulamıyorsunuz. Muhteşem bir mutlu son beklemenizi gerektiren o romantik komedilerden değil kesinlikle. Tek yönlü psikolojik filmlerini severim. O yüzden çoğu kişi sıkıcı bulsa bile ben severek izledim. Öyle iddialı bir yapım değil. Beklentilerinizi düşürmekte fayda var.

imdb : 6.8
sinemalar : 5.9


6 Mart 2012 Salı

J. Edgar

Amerikan tarihinin en önemli isimlerinden biri olan John Edgar Hoover'ın hayatı anlatılıyor.

FBI'ın kurulmasında ve geliştirilmesinde büyük bir rolü olmasının yanında ölene kadar başındadır. Elinde olan dosyalar ile dönemin tüm başkanlarını bile elinde oyuncak yapabilecek güce sahiptir. Korkulan, sevilmeyen, sırları olan, saygı görülen biridir. Gay olduğunu hiç bir zaman açıklamamıştır bu yüzden filmde bununla ilgili yaşadığı çelişkileri görebiliyorsunuz.

Film boyunca bir türlü konsantre olamadım. Böyle siyasi filmleri izlemekten sıkılmam ama bu gerçekten sıkıcı çok durgun bir filmdi. Karakteri çok güçlü göstermenin yanında antipati oluşturabilecek unsurlarda vardı. Ortada olan dedikodulara göre böyle güçlü bir adamı inceden karalamaya çalışmak ne kadar doğru bilemem.

Filmin sonlarına geldiğinde asıl dikkatimi topladım. 2 saat sürdüğünü düşünürsek artık nasıl uyumamak için debelendiğimi düşünün :) Film özellikle makyaj, mekan seçimleri, dekor, kostüm konusunda başarılıydı. Yaşlılığı ve gençliği arasında mekik dokuyan filmlerden biriydi. One Day filmi gibi detaylar ile zenginleştirmeden 2 saati olmasına rağmen kopuk bir şekilde olayları bağlamışlardı. Filmin 6.9 puanını almasına inanamadım resmen :)

imdb : 6.9
sinemalar : 6.1

25 Şubat 2012 Cumartesi

Like Crazy

Felicity Jones ve Anton Yelchin muhteşemdi bu filmde. Blue Valentine filminin bir değişiği gibiydi.

Yine konumuz aşk tabii ki :) Birbirlerini deli gibi sevdikleri için Anna tüm yazı Jacob ile geçirmek uğruna öğrenci vizesinden olur İngiltere'ye dönmek zorunda kalır. Yaptıkları bu hata yüzünden ülkeler arası bir ilişki yürütmek zorunda kalırlar. Bu zorunluluklar öyle bir hal alır ki çabaladıkça birbirlerinden uzaklaşmaya başlarlar.


Filmi çok beğenerek izledim. Oyunculukları sayesinde filmden kopamıyorsunuz zaten. En çok filmin sonunu sevdim. Konuşmadan o an daha ne kadar güzel ifade edilebilirdi bilemedim :)


imdb : 6.8
Sinemalar : 5.9


Blue Valentine / Aşk ve Küller

Film uzun zamandan beri aklımdaydı anca izleme fırsatı bulabildim. Çok muteşem bir film değildi ama söylenildiği gibi sıkıcı, kötü bir film kesinlikle değildi. Sanırım herkes kendinden parçalar aramış sorun burada :) Hüzünlü bir film ve bittiğinde o hüznün sizi nasıl ele geçirdiğini hissediyorsunuz.

Geçmiş ve gelecek arasında aynı hızda bir köprü kurulmuş. Türkçe isminde olduğu gibi aşkın çıkışıyla kül oluşu arasında aynı hız var yani birbirlerinden vazgeçmeye başladığında geri dönüş yapıp aynı şekilde nasıl aşkla bağlandıklarını izliyorsunuz. Bence bir ilişki yada evlilik analizi olarak güzel bir film.

Kişisel olarak filmin bende yarattığı etki başkaları için ne kadar değişirsen değiş dönüp dolaşıcağın yer yine kendin oluyorsun. Aşk biter, sevgi kalır, alışkanlık artar. Değişmeni gerektiren yada olduğundan farklı olmanı gerektiren tüm sebepler ortadan kalkınca ilişki çöküntüye uğrar. Aşkın gözü kördür derler ya o misal işte görmediklerini görmeye başlarsın. Batmayanlar batar gibi liste uzaaaar  gider. Kısaca aşk ve ilişkiler üzerine bence çok doğru duyguları barındırıyor. Ben sevdim filmi...


imdb : 7.6
Sinemalar : 6.6

19 Şubat 2012 Pazar

We Need to Talk About Kevin / Kevin Hakkında Konuşmalıyız

Çok ilginç bir filmdi. Çünkü her zaman izlediğimiz katil filmlerinden farklı bir bakış açısı vardı. Ödüllü romandan uyarlanan filmde oğlunun katil olduğunu öğrenen bir annenin yaşadıklarını anlatıyor.

Çok fazla istenerek aralarına katılmayan Kevin ile ailesi arasında olan kopuklukları film boyunca izliyorsunuz. Davranışları zaten bu çocuk psikopat olacakmış belliydi dedirtiyor :) Ailesinin görmezden geldiği bir çok davranış, sevgisizlik çok iyi bir şekilde işlenmiş. Annenin utancı, çevresel baskı, yaşama tutunma ve toplumda kabul görme çabasını size ince ince işliyor.

Tilda Swinton ve özellikle Ezra Miller göz dolduruyor film boyunca. İzlediğime pişman olmadığım bir film daha kesinlikle. Tavsiye ederim !

imdb : 7.7
Sinemalar.com : 6.0




The Iron Lady / Demir Leydi

Filmi izlemeden önce Margaret Thatcher hakkında bir iki yazı okudum en azından tam olarak nasıl birini izlediğimden emin olmak için yaptığı işlere baktım. Özellikle biyografi filmlerini çok severim. Çok daha fazla akılda kalıcı olmasını sağlıyor. En azından okuduklarımı görsel olarak pekiştirdiğim için  kolay kolay Margaret Thatcher'ı unutmam.

Filmde çoğu detaydan bahsedilmemesine rağmen geçmişle günümüz arasında gidip gelmesini, olayların akışını, yaşlılığını, yalnızlığını, hırsını anlatışı yani her detayıyla çok iyi bir filmdi.

En önemlisini zaten Meryl Streep halletmişti. Muhteşem oyunculuğu ile politik filmleri sevmeyen bile olsa ilgiyle izleyebileceğini düşünüyorum.

Meryl Streep bu film ile Oscar'ı 3. kez hak ettiğini bir kez daha kanıtlamış oldu. Mutlaka izlemeniz gerektiğini düşündüğüm bir film. Filmin puanı neden düşük onu anlamış değilim :)


imdb : 6.3
sinemalar.com : 5.9

10 Şubat 2012 Cuma

War Horse / Savaş Atı

Bu filmi izlemeye üşeniyordum açıkçası. Sonunda izledim :) Film 2,5 saat sürüyor. Benim için film su gibi aktı diyemeyeceğim türdendi.

Film bana bilmem hatırlar mısınız Siyah İnci diye bir film vardı. Sahibiyle güçlü bağı olan özgürlüğüne düşkün bir atı anlatıyordu. Biraz onu anımsamadım değil yani :) Eee tabi Steven Spielberg işin içine girince farklı bir şekilde savaşı yansıtmış bize.

At sembolik olarak olayların içindeydi bana göre. Diğer detaylar ile zenginleştirilmişti film. İşin içine savaş girince ben çok daha başka düşünüyordum filmi açıkçası. Savaş atı olarak çok şanslı, iyi bir at vardı karşımızda. O yüzden beni çok fazla içine çekemedi.

Genel olarak iyi bir filmdi. Muhteşem diyemeyeceğim. Bazı yerlerde vurgulamak için kullanılan ışıklandırmalar bizi rahatsız etti ve filmden kopmamızı sağladı. Dönüp onun hakkında konuşmaya başladık. Güldürdüğü yerler oluyor ama filmin içinde konuların bağlanışıyla ilgili eksiklikler var gibi geldi. Bazı detayları keşke gösterselerdi sadece lafta kalmasaydı. Mesela Emilie karakterinin başına tam anlamıyla ne geldiğini merak ettim açıkçası.

imdb : 7.3
Sinemalar : 6.5

9 Şubat 2012 Perşembe

Extremely Loud and Incredibly Close

Jonathan Safran Foer'in kitabından sinemaya uyarlanan filminin afişinde yazan Tom Hanks, Sandra Bullock yazısına aldanmayın tüm yük minik oyuncumuz Thomas Horn'un omuzlarında. Hugo filminin başrol oyuncusu Asa Butterfield'e kapak olacak kadar muhteşem bir oyunculuk sergiliyor film boyunca!

11 Eylül olayında babasını kaybeden 9 yaşındaki çocuk bir gün babasının odasında anahtar bulur ve bu anahtarın nereye ait olduğunu bulmaya çalışırken yaşadıklarını anlatıyor. Bu sırada tüm hayal kırıklıklarını, hırsını izlerken duyguları nasıl güzel size ince ince işliyor anlatamam! Klasik bir son beklemeyin çünkü film sizi zaten çok başka yerlere götürüyor.

Son zamanlarda izlediğim en iyi filmlerden olduğu kesin. Şiddetle tavsiye ettiğim nadir filmlerden :) En iyi film dalında Oscar'a aday olan bu film diğer adayların karşısında benim favorim. Sadece Moneyball ve War Horse filmini izlemedim onları da yarın izlemeyi planlıyorum. Böylelikle çok daha kesin bir şekilde adaylar hakkında yorum yapabileceğim.

En iyi yardımcı erkek rolüyle aday olan Max Von Sydow çok başarılıydı. Film çok başarılıydı. Konu, ilerleyişi, işlenişi, olayların yön değiştirmesi herşeyiyle bayıldım tek kelimeyle.

imdb : 6.4
Sinemalar : 5.9

6 Şubat 2012 Pazartesi

Shame / Utanç

Cinsellik üstüne kurulmuş bir yaşamı olan baş karakterimizin kız kardeşi yanına geldikten sonra hayatı tamamen değişir.

Evden işe, işten eve bir hayatı vardır. Cinselliğe aşırı düşkün olan New York'lu, kariyer sahibi, orta yaşlı bir adamın dramını anlatıyor. Filmin çok fazla puan alması dikkatimi çekmişti. İzledikten sonra bizim kültürümüze çok uzak olan bu yaşam tarzı için değil ama karakterin işlenişi, ve oyunculuk bakımından film çok iyiydi. Michael ve Carey çok başarılı bir iş çıkarmış.

Cinselliğin ne kadar hayatı yüzeyselleştirdiğine, insanların yalnızlaştığına, evliliklerin tek eşli sürmediğine ve evlenmenin günümüzde anlamsızlıştığına dikkat çekiyor.

Cinsellik üstüne konu olunca filmde cinsel unsurları fazlasıyla izliyorsunuz zaten. O yüzden öyle oturup ailecek izlenilecek bir film kesinlikle değil :)

imdb : 8.0
Sinemalar : 5.9

4 Şubat 2012 Cumartesi

The Descendants / Senden Bana Kalan

Filmi merak etmiyordum bu kadar adaylıktan sonra dedim bunda iş var herhalde izle bakalım :)

Çok değerli toprağı satışa çıkaran sahibinin karısı kaza geçirir. Bu kazadan sonra iki kızıyla olan ilişkilerini düzeltmeye çabalamasını anlatıyor. Ortaya bazır sırlar çıkınca hayat hiçte düşündüğü gibi ilerlemiyor karakterimiz için.

Konu olarak güzeldi ama muhteşem diyemem. Oscar adaylığına bakarsak en iyi film ve en iyi erkek oyuncu olarak rakiplerine göre fazla şansı olduğunu zannetmiyorum. Bende o tadı, bırakmadı maalesef...

imdb : 7.7
Sinemalar : 6.0