Ne İzledim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ne İzledim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Şubat 2012 Pazar

The Iron Lady / Demir Leydi

Filmi izlemeden önce Margaret Thatcher hakkında bir iki yazı okudum en azından tam olarak nasıl birini izlediğimden emin olmak için yaptığı işlere baktım. Özellikle biyografi filmlerini çok severim. Çok daha fazla akılda kalıcı olmasını sağlıyor. En azından okuduklarımı görsel olarak pekiştirdiğim için  kolay kolay Margaret Thatcher'ı unutmam.

Filmde çoğu detaydan bahsedilmemesine rağmen geçmişle günümüz arasında gidip gelmesini, olayların akışını, yaşlılığını, yalnızlığını, hırsını anlatışı yani her detayıyla çok iyi bir filmdi.

En önemlisini zaten Meryl Streep halletmişti. Muhteşem oyunculuğu ile politik filmleri sevmeyen bile olsa ilgiyle izleyebileceğini düşünüyorum.

Meryl Streep bu film ile Oscar'ı 3. kez hak ettiğini bir kez daha kanıtlamış oldu. Mutlaka izlemeniz gerektiğini düşündüğüm bir film. Filmin puanı neden düşük onu anlamış değilim :)


imdb : 6.3
sinemalar.com : 5.9

10 Aralık 2011 Cumartesi

Hugo


3 boyutun en güzel hali bu filmde derlerdi evet doğruymuş. İzlerken nasıl keyif aldım herşey o kadar gerçekçiydi ki ! İlk defa 3 boyutun tadını bu kadar güzel çıkardım :)

1930'ların Paris'in de geçen hikayede Hugo çok sevdiği babasından kalan automatonu tamir etmek istiyordur. Çünkü babasının ona bir mesaj bıraktığına inanıyordur.Kimsesiz kalması ve bir tren istasyonunda yaşamaya çalışması, çeşitli rastlantılar ile Hugo'nun hayatta tutunma çabasını izliyoruz.

Tim Burton filmleri tadındaydı. Zaten prodüksiyonda Johhny Deep var o yüzden Tim'i izliyor gibiydim. Kostümler, dekorun ne kadar detaylı ve muhteşem olduğunu anlatmakla bitiremem.

Filmi detaylar, üç boyutu, karakterleri oynayan oyuncular dışında pek sevemedim. Daha doğrusu nedense başrol oyuncumuz Asa Butterfield yani Hugo'nun oyunculuğunu pek beğenmedim. Kadronun içinde bana göre resmen sırıtıyordu ve hareketleri ben oyunculuk yapıyorum modundaydı. Bu sadece bana öyle geldi başkaları benimle aynı fikirde değildi bu tamamen kişisel bir detay benim için :)

sinemalar.com : 6.3
imdb : 8.5

27 Kasım 2011 Pazar

Super 8


Bu filmi merak ediyordum ama geç izledim. Bu aralar izlemeye bişiler pek vaktim olmuyor :( Şu blogu açmadan önce günde 3-4 allah ne verdiyse izlemeye vaktim olurken şimdi birden pattt durdum :)) 

Sonunda bişi izleyebildiğim bir gün oldu. Super 8 filmini sadece Steven Spielberg için izledim. Sevdiğim yapımcıların, senaristlerin yada oyuncuların olduğu filmleri ne tür olursa olsun izliyorum :)

Bilim Kurgu filmleri pek bana göre değildir. Dişi varlık olmamdan kaynaklanıyor olabilir :))) Bu filmi sonuna kadar güzel bir şekilde izledim çünkü çok beğendim. İlk başlarda pek umudum yokken fazla zaman almadan film hareketlendi. Özellikle tren sahnesi vardı ki sormayın dillere destandı !! Daldım gittim resmen ağzım açık bile izlemiş olabilirim :))

Filmde olan detaylar çocukların kısa film hazırlaması, o yaşlarda gelen deli kandan kaynaklanan cesurca hareketler, kendi içinde yaşadıkları dram, ilk aşkları vs ile birlikte aslında normal bir film kıvamında. İşin içine bilim kurguda eklenince yemede yanında yat haline girmiş. 

Grafikler, ses efektleri yine çok iyi olan bir filmdi. Filmin her detayından keyif aldım. Tavsiye edebileceğim güzellikte olan bu filmi izlemeyenler izlesin :)

24 Kasım 2011 Perşembe

Alacakaranlık Efsanesi : Şafak Vakti / Breaking Dawn


Bugün filme gitme fırsatını buldum. Hayır ayılıp bayıldığımdan değil meraktan benimki :)) Kitabını okuyup filmi beğenmeyenlerdenim. Gerçi kitap içinde binbir türlü kusur bulabilirim. Muhteşem bir seri değildi ama kitap daha iyiydi.

Ukalaca bazı insanlar kitabı olup okuyanların filmi beğenmediklerini söylüyorlar. Bu kesinlikle filme yansıtılmamış bir çok detaydan ve duygu eksikliğinden kaynaklanıyor. Bunu başarabilen bir çok filmi sevebilirim. Alacakaranlık maalesef yansıtamıyor. Herneyse ilk filmini ayıla bayıla izledim, ikincide esnedim, üçüncüde uyuya kalacaktım nerdeyse. 

Bu filmde büyük ihtimal uykum yoktu yada daha iyi gibiydi. Düğünden, balayından ve hamilelik kısmı çok detaylı olarak işlenmemiş. Filmde anlayamadığım bir kopukluk vardı çünkü hikayeyi sırf yetiştirelim ve para kazanalım diye bir çok detay atlatılmış, bir çok gereksiz detayda uzatılmıştı.

Sonunda Bella vampir oldu. İkinci bölümüne yine sinemada gidicem ama keşke bunu bekleseymişim internete falan düşmesini öyle acıdım yani verilen paraya :)) Çok fazla müdavimi değilseniz evinizde izleyin misss gibi. Sinemaya değmez :) Imdb puanı sanırım herşeyi anlatıyor. 7.7 puanı anca bizim Türkler verir şu filme zaten :))

Sinemalar.com : 7.7
imdb : 4.7

9 Kasım 2011 Çarşamba

Beautiful Boy


Bayram dolayısıyla yazmaya fırsatım olmadı. Beautiful Boy dram olarak gayet iyi bir filmdi. Kimileri sıkıcı bulsa bile ben detaylardan hiç sıkılmadım.

Herşey üniversiteye yeni başlayan oğullarının okulunda 17 kişinin öldürülmesi ile başlıyor. Polisler oğullarının öldüğünü haber verdiklerinde asıl şok eden onları bu 17 kişiyi katleden kişinin kendi çocuklarının olduğunu öğrenmeleridir. 

Bundan sonra nasıl ayakta durduklarını, zaten yıkım aşamasında olan evliliklerinin nereye sürüklendiğini, kendi içinde yaşadıkları sorular ve hayata devam etme çabaları başarılı bir şekilde bizlere sunulmuş.

Film boyunca çocuğun bıraktığı cd de ne anlattığını, neden yaptığını öğrenemiyoruz. Filmde olan asıl nokta zaten çocuklarını en güzel şekilde hatırlamak istemelerinden kaynaklanıyor. Meraktan çatlamadım değil :)

Boş zamanınızda sevdiğiniz film türlerindense izleyebileceğiniz güzel bir film.

sinemalar.com : 5.9
imdb : 6.5

28 Ekim 2011 Cuma

In Time / Zamana Karşı


Merak etmeyin sinemada izledim :))

Konu bakımından çok fazla dikkat çekici. Kollarında olan saat yaşam saati ve süre bittiğinde ölümle tanışmış oluyorlar. Para yerine zamanınızı harcıyorsunuz. Otobüse binmek 2 saat, 2 dolar, 2 tl değil gibi :) Ayrıca başkasının yaşam süresini çalabiliyor, başkasına aktarabiliyorsunuz. Bizim para ile kullandığımız tüm sistemi yaşamla bağdaştırmışlar. 

En çok bu kısmını sevdim ! Fakirle zengini ayıran, zamanımızı para için harcarken süremiz dolduğunda herşeyin anlamsız olması vb gibi bir çok detaya değinebiliriz. Bu yüzden çok beğendim amaaa...

Filmin konusu bir kere Justin ile harcanmayacak kadar iyiydi. Kendi adıma konuşuyorum Justin'i izledikçe her an bu sahne şovuymuş ve pat müzik, pat dansçılar sanhneye atlayacakmış gibi hissediyorum. Onun oyunculuğuna bir türlü alışamadım.

Yine filmi dikkatli izleyenler için Amanda'nın ne makyajı ne saçı bozulmuyor arkadaş ! Suya giriyor saç ıslak, bir bakıyorsun içerde saç kurumuş. Araba takla atıyor, üstü açık olmasına rağmen biri savrulup düşmüyor. Saçlar bu arada yine taranmış gibi. Justin araba kullanmayı bilmiyor ama işi anında kavrayıp neler neler yapıyor. İlla seksi bir kız yapacaklar ya Amanda film boyunca kusursuz gözüküyor, Justin Cüneyt Arkın gibi bir ordu korumanın elinden defalarca kaçıyor falaaan filan...

Konu iyi, oyunculuk idare eder, film daha güzel işlenebilirdi... Vincent Kartheiser ise gelmiş geçmiş tek ve en karizmarik haliyle :))

Sonuç olarak orta şekerli tadından rahatsızlık duyulmayacak bir film.

Sinemalar.com : 6.0
imdb : 5.9

17 Ekim 2011 Pazartesi

Face in the Crowd / Katilin Yüzü


Film öyle bir başladı ki  işte güzel bir film izlicem dedim resmen !

Arkadaşları ile eğlenceden dönerken bir kadının öldürülüşüne tanık olur ve o sırada telefonu çalar. Katil telefonun sesini duyunca kızımızın peşinde koşar. Köprü üstünde olan boğuşmada kafasını çarparak aşağıya düşer ve bu yüzden Prosopagnosia denilen yüz tanıyamama bozukluğuna yakalanır. 

Film boyunca kimsenin yüzünü tanımadığı için sizde bilemiyorsunuz. Sonuna kadar merak içinde katil kim diyorsunuz. Fakat öyle bir nokta var ki malesef bunu yakalayamamışlar... İnsanları sesinden bile tanıyabilirsiniz. İlla yüzüne bakmanız gerekmiyor. 

Ses kısmını atladıkları için film biraz saçma bir hal alıyor. Filmde sevgilisi ve polisle olan ilişkileride hehhh bunu yapmazsanız olmazdı dedirtiyor. Çok gereksiz sahneler ve hareket olmuş. Onun dışında kullandıkları hastalık tam seri katil filmlerine uyacak türden. Milla Jovovich oyunculuğu ile filmi götürüyor. Güzelliğinide katmamız lazım tabii :)

Malesef güzel bir olayı yakalayıp kullanamayan filmlerden biri daha. Bu berbat havada zamanınızı değerlendirecek kadar da kötü değil :)

sinemalar.com : 6.3
imdb : 5.7

Midnight in Paris / Pariste Geceler


Woody Allen filmlerini pek sevmem sevemem. Sanırım adama daha özel hayatından kılım :)) Bilmeyenler için küçük bir dedikodu yapalım. Woddy Allen Mia Farrow ile birlikteyken bir evlatlık alırlar. Beslerler büyütürler ve üvey kızı Soon Yi Previn ile birlikte olduklarını açıklarlar. Mia ile tabiki herşey o anda biter. Sonra üvey kızı ile evlenir böyle sapkın bir aile yaşantısıdır yani ondaki kafa.

Herneyse filme gelince Woody Allen filmi değilmiş gibi izlemeyi tercih ettim. Film Paris'in muhteşem görüntüleri ile başlıyor ve film boyunca her sokağına, her yerine neredeyse sizi aşık ediyor. Tam bir Paris filmi.

Konu olarak adamın hayal dünyası gibi işlenmiş olsa bile her gece gelip geçmişe götüren arabanın aslında gerçek olduğunu filmin sonunda görüyorsunuz.

Adamın nişanlısı ile ilgili kopuk ilişkileri film boyunca sinir ediyor. Evlilik hazırlıkları yaparken kızın bu kadar bencilce ben gelmem, ben bunu istiyorum, buna yetişcez gibi tavırları ahaaa adam tabiki başka kadına kayar dedirtiyor. Zaten bizde öyle diyelim diye bugüne kadar gelen ilişkiyi bir anda kötü göstermeye başlıyor.

Bambaşka bir dünya ve bambaşka konu ile dikkatimi çeksede film boyunca gerçekten sıkıldım. Uzattıkça bazı  detayları uzatmışlarda uzatmışlar. 

Gil karakteri kitabı için Pariste. Orda yaşamak ve yazar olmak istiyor. Nişanlı desteklemiyor. Antikacı dükkanı olan bir karakteri anlatıyor kitabında. Sonra bir antikacı dükkanı olan kadınla tanışıyor. Herşey Adriana karakterinin üstüne gitsede filmde sağ gösterip sol vuruyorlar. Aslında iki sahnede geçen olayı dikkatsiz izleyenler için kaçırabilincek bir detay. Sonu noldu ne alaka dedirtebilir.

Filmde bir çıkış bekledim. O çıkışta sanırım son 10 dk içinde oldu bitti. Eeee bu muydu yani dedim.

O 10 dk. belki 5 dk bile gelmiyor insan için. Güzel bir şey yakalanmış ama yavan bir tadı vardı filmin benim için. Paris görüntüleri kusursuzdu, konu muhteşem yakalanmış ama işleniş ile kendini bitiren filmlerdendi benim için.

sinemalar.com : 6.1
imdb : 8.0

27 Eylül 2011 Salı

Hayat Ağacı / The Tree of Life


Bu filmden çıkan sadece iki görüş olabilir. 

İlki !

"Bu ne lan böyle, bunu izleyeceğime belgesel izlerim daha iyi. Çok sıkıldım, vaktimi boşa harcadım, filmde replik bile yok !!"

İkincisi  ! 
"Az replik ile muhteşem bir film yapmışlar. Tamamen sanatsal ve kaliteli "


Bu iki insanda birbirinden çok farklı hayatlar yaşayan, farklı görüş açıları ve kültürleri olan insandır.  

Filmde oğlunu kaybettikten sonra bir ailenin yaradanı sorgulaşıyla başlar ve cevabını doğanın içinde arar. İlk yarım saat boyunca "Biz senin evlatların değil miyiz, bizi neden üzüyorsun" ? gibi sorulara cevap arar. Bol bol doğadan görüntüler görürüz. Bir yandan da yapılan betimlemeler ile içindeki duygulara benzetmeler vardır.

Yarım saat geçtikten sonra asıl film başlar. 

Bir ailenin yaşam ağacını anlatır. Aşık olur, evlenir, çocukları doğar, çocuklar büyümeye başlar, babaya olan sevgi azalır, nefrete dönüşür, sevgiyle nefretin kendi içinde çarpışmasını, babanın kaygıları, annenin mutsuzluğu derken herkesin içinden mutlaka kendine pay çıkarabileceği bir filmdir.

Neredeyse hiç replik olmadan sadece klasik müzik eşliğinde verilen tüm duygular bana göre kusursuzca işlenmiş. Olayların akışı, yakaladıkları noktalar gerçekten can alıcı.

Terrence Malick muhteşem bir iş çıkarmış.

Sabrı olan ve filmin büyüsüne kapılmayı sevenler mutlaka bu filmi izlesin. Diğerleri ne olur izlemesin :)) Çünkü her bir bölümü dikkatli izlemeli ve o derinliğe girebilmelisiniz.

sinemalar.com : 6.3
imdb : 7.7

21 Eylül 2011 Çarşamba

Nedimeler / Bridesmaids


Son yazdığım iki filmin üstüne ilaç gibi gelmiş severek izlediğim filmler listesine girebilmiştir. Filmle ilgili çok büyük beklentim yoktu. Fragmanında da o kadar beğenmemiştim.

Film başladığında seks sahnesi ile başlaması "hıhhh tamam anladık sende de iş yok bile bile geldim şu filme" dedim. Meğer o bizim buram buram cinsellik kokan seks sahnelerinden değilmiş. İlerledikçe daha çok komedi için olduğu belli. Adamla sadece seks arkadaşılar. Yaşı geçmiş ama evde kalmış bir kadını canlandırıyor.

En yakın arkadaşının baş nedimesi oluyor. Olaylar burda başlıyor. Çünkü arkadaşının nişanlısının patronunun karısı onun baş düşmanı haline geliyor. Aralarında ciddi bir kıskançlık var ama sanki hiç bir şey yokmuş gibi davranılıyor.  Olaylar iyice çığrından çıkıyor ve sizi güldüren bir çok sahnesiyle film bittiğinde mutu bir şekilde ayrılıyorsunuz. 

Mutlaka izlemelisiniz dediğim güzel romantik komedi filmlerinden :) Daha fazla ayrıntı anlatmak isterdim ama izlediğinizde büyüsü bozulmasın istiyorum :))

Sinemalar.com : 6.2
imdb : 7.2

Son Durak 5 / Final Destination 5


Klasik serilerden olan Son Durak filmini aslında pek sevmem ama kaçırmadan da çatır çatır izlerim :) Klasik konusuyla devam eden filmimiz farklı kişiler, farklı ölümler, farklı yerler ile karşımızdaydı.

Ses efektleri çok iyiydi. En çok sinirimi bozan şu 3 boyutlu gözlükler oluyor. Filmin çoğunu gözlüksüz izliyorum denilebilir :)) Hem gözümü çok yoruyor, hemde filmi çok karanlık gösteriyordu içim daraldı.

Arkamda olan düdük iki hatunda ikide bir "açamıyorum gözümü yaeeee, filmi hep gözüm kapalı izlediğğğğğm hihihiihihi" yapmasa, onların arkasındaki 4-5 dallama "ananı s.kim, yeminlen bişi var burda fare mi lan" diye ikinci yarıda ayaklanmasa, hatunlar dönüp onlarla muhabbete dalmasalar belki daha keyifli olcaktı benim için.

Güzel planlanmış ölümlerdi, tebrik ederim yazan çizen için hayal gücüne sağlık ne diyim. Grafiklerde iyi olunca filmin içine çeki veriyor. Bir daha bu filmi gördüğümde izler miyim? Hayır izlemem! 

Vakit geçirdim işte öyle aman aman muhteşemdi değildi. Capitolde izledim. Alt yazı bir kaç yerde çift oluyordu. Okunmuyordu. Sinemalar kalitelerini bozmaya başladı. Bu da kulaklarına küpe olsun. Korsan film izlesem aynı kalitede izlerdim yani !!

Filmin sonunda devamı olcağının sinyallerini alıyorsunuz. Bir dahakine inşallah severiz.

Sinemalar.com : 7.5 (şaşıyorum şu puana şu anda)
imdb : 6.4 (daha da fazla etmez)

11 Eylül 2011 Pazar

Loft / Çatı Katı


Beş arkadaşın metreslerini götürmesi için tuttukları çatı katında bir gün geldiklerinde bir kadın cesedi ile karşılaşırlar. Aralarından hangisinin bu cinayeti işlediğini araştırırken işler çığrından çıkar ve birbirlerinden sakladıkları bütün sırlar teker teker ortaya dökülmeye başlar.

Sağ gösterip sol vuran filmi izlemenizi tavsiye ederim.

İlk başlarında sıkıcı gelmişti fakat sonlarına doğru tek bir sahneyi bile kaçırmadan izlemeniz, dikkatinizi vermeniz lazım. 

Bu tarz filmleri seviyorum. Bir çok detay barındıran dolu dolu filmlerden :)

Kaybedenler Kulübü


Kimi çok sevmiş, kimi nefret etmiş...

Filmi izlemeye başladıktan sonra "bu nee ya" halinde yarısına geldikten sonra kapattım. Çünkü baktım olcak gibi değil. Bir yerden olaylara dalacak gibi değil. Gece naptım ben yaa pişmanlığıyla uyuyup içim rahat etmedi. Ertesi gün pişmanlıkla birlikte filme bir şans vermeyi daha düşündüm.

Yarısından başladım tekrar izlemeye. Sonra baktım aslında bir konuya değinmek istemişler :)) Bir şeyleri yakalamışlar ama eksik kalmış hep bir yanı. Zeytinyağlı dolmayı çok severim ama tuzu, üzümü, fıstığı olmadan verdiği yavan tat gibi geldi film.

Aşık oldukları anda kadının erkeği değiştirmek istemesini anlatıyordu. Evet erkek gözünden bakıldığından belki çok itici bir olay ama bunun cinsiyeti olmayan bir konu olduğunu düşünüyorum.

Kız, erkeğin belli bir işi olmasını istiyor, düzen istiyor. Sanırım aşkın getirdiği fedakarlıkları bekliyor. Adam aşkın getirdiği hiç bir şeyi yapmadan olması gereken sonuca varıyor. Ayrılıyorlar...

Kız kariyer peşinde yoluna, adam ıssız adam şeklinde yoluna. Bir gün geldiğinde hayatına çeki düzen vermesi gerektiğini anlıyor. Kız için yapamadığını, kaybettikten sonra yapmaya karar veriyor.

En saçma hikayelerden biridir herhalde. Fakir kız, zengin çocuk hikayesi gibi...

Bir bakmışsın anaaa ! film bitmiş...

Eee noldu ki ? Bu filmin daha devamı yok mu ??

Nasıl başladıysa öyle bitmiş. 15 dakikasına bir anafikir sokmuş, belasını bulmuş ve bitmiş.

Uzun lafın kısası işte ben o filmden nefret edenlerdenim.

6 Eylül 2011 Salı

Crime D'amour / Aşk Suçu


Acımasız bir patrona sahip olan lsabelle, hakkının yenmesini hazmedemeyerek küçük bir intikam alır. Bu intikam savaşın başlamasına neden olur. Aynı kariyeri isteyen, aynı adam aşık olan iki kadın için hayat tam çekilmez hal alır.

lsabelle işte olan zekiliğini daha büyük bir intikam için kullanır. Kusursuzca bir cinayet planı yapar ve acımasız patronunu, acımasızca öldürür. 

Adım adım cinayetle ilgili detayları izlerken, bir yandanda kendini nasıl akladığını gösteren film tipik Fransız filmi ağırlığında gidiyor. 

Uykum geldiği ve kendimi iyi hissetmediğim zamanlarda genelde tercih ettiğim bu ağırlıkta olan filmi ben beğendim. Boş vaktinizde izleyebileceğiniz ortalamanın üstünde bir film.

Kanıttan alıntı yaparak "Hiç bir cinayet kusursuz değildir" :)))

imdb puanı : 6.4
sinemalar.com : 5.8